Karanlık uçurum

5/2/2008 ·

Bu şiir çocukluk dönemi şiirlerimdendir

 

Kararmış gözlerin tek gördüğü
Kapkara bir uçurumdan ibaret
Gözlerin sahiplerinin söndüğü
Aydınlık geleceğe hasret

 

Aslında görüyorlar görmesine
Garba dönük gözleriyle
Ama bu görüş nelerine
Gerçek olanı göremedikçe

 

Yürekleri katran karası
Fikirleri kalplerinin aynası
Aydın sanarlar kendilerini
Kaybetmişler öz benliklerini

 

Şöyle bir baktım garba doğru
Kara bir bulut sarmış tütüyor
Ağaçları veriyor türlü meyve
Lakin zehir saçıyor yüreklere

 

Ne gariptir değil mi
Aydın olanın hali böyle mi
Hiç üzerine gün doğmamak
Güneş tepedeyken geceyi yaşamak

Yorum (2) Yorum yaz!

Dert etme

5/2/2008 · Kategori: Siirlerim

Bu şiir çocukluk dönemi şiirlerimdendir...

 

Dert etme arkadaş
Akan su, doğan güneş bize yoldaş
Her karanlık gecenin vardır sabahı
Her hasretin elbet olacaktır vuslatı

 

Ortalık zemheri ve karanlık
Ay ve yıldızlar sükut etmiş
Şafak vakti olur aydınlık
Gönül kederi kendine yoldaş etmiş

 

Akan suların gelir sonu varınca denize
Kıyıda bir ceylan pınardan su içerken
Serin ve soğuk hava girer genize
Ben ceylanın derdini huşuyla dinlerken

 

Sonsuz olan sevgidir, sadece sevgi
Geri kalanların fanidir hepsi
Kulağıma gelen hoş bir ezgi
Derdimi iniliyor sanki

 

Ezgiye şöyle kulağımı verdim
Kıyıdaki çiçeklerden bir demet derdim
Ceylanın kalbine giriverdim
Kalmadı artık kederim derdim

 

Gözlerimi açtım baktım semaya
Ceylan başlamış bir güzel dansa
Sordum nedir bunun sebebi
"Gün doğdu hasret bitti" dedi.

Yorum (0) Yorum yaz!

Çölde gece

13/11/2007 · Kategori: Siirlerim

Çöl gecelerinde elmas gibi parıldar şehirler
Turkuaz gündüzlerden geçilir berrak gecelere
Uyurken düşlerin en derininde ve kuytusunda
Efsunlu bir dilden dinlenir sonsuz masallar

Raks eder Beyrut güzeli tüm endamıyla
Denize düşen gölgesi midir bilemezsin
Her kıvrımında görülür aynı rüya
Alır ruhunu götürür, uyanmak istemezsin

Yanan şamdanlar bir bir söner
Eyvah geceler bitmekte midir çölde
Yanan artık kandiller değildir
Aşk tütsüsü sabaha kadar tüter

Gece bitse de aşk bitmez çölde
Güneşlerin en büyüğü kalbe doğar
Gözlerin göremedeği ne var ise
Yaşanır düşlerin en derinlerinde

Yorum (1) Yorum yaz!

Aşk insanlar gibi

13/11/2007 · Kategori: Siirlerim

Aşk insan gibi; doğar, büyür ve ölür...
Ölüm nedeni; ya acı bir ihanet
Ya da faili mechul olmayan bir cinayet...
Ölümler ve doğumlar, hergün binlercesi

Kimi yürekler kısır, iktidarsız
Kimilerinin bir çok çocuğu var
Kiminin ise yok kimsesi

Aşklar insanlar gibi...
Kimi devleşir efsanelerde
Kimi dalından koparılmadan solmuş 
Pembe güllerle birlikte
Gömülmüş aşk mezarlıklarına...
Kimi de daha doğmadan ölmüş...

Mezarlar dolu ve ziyaretçisi az
Aşk ölünce, ardından konuşulmaz
Üzülmez kimse, aşk hakkıyla yaşanmışsa
Gereği yapılmış ve de alnı açıksa...

Aşk insanlar gibi, yaşar ve ölür
Taşımaz kimseyi ve onu kimse taşıyamaz
Büyür belki, sonra ölür ama asla yaşlanmaz
Ve her aşk kendi bacağından asılır en sonunda...

Yorum (0) Yorum yaz!

Kafaya tek kurşun

8/11/2007 · Kategori: Denemelerim

Özgürleşmek... İşte dibe vurmakla elde ettiğiniz en önemli şey buymuş.. Yoldan çıkmak, sürüden ayrılmak ve daha başka neler neler... Tek elinizde kalan şey özgürlüğünüz ise artık herşeyi yapmaya gücünüz var demektir.. Umutsuzluk en büyük avantaj olur o zaman. Umutsuzluk en büyük silah olur... Sizi siz yapmayan bütün o şeyleri öldürmek için.. Sizi bir başkası da yapmayan. Sizi hiç yapan...

Zihniniz, belleğiniz, arzu ve istekleriniz, hepsi anlamsızlaşmalı.. Hepsini birbirlerini öldürmek adına bir silah gibi kullanmalısınız. Dünyayı yok etmek elinizde... Tek bir kelimeyle hem de... Özgürlük...

Tüketici yaratıklar... En başta geliştirmeye çalıştığınız egonuzla kendinizi tüketiyorsunuz.. Şimdi beyninize silahı dayayın ve o mide bulandırıcı egonuzu vurun gitsin.. Geberesice.. Bırakın gebersin... Çok mu sert.. Çok mu kaba.. Çok mu acımasızca... Olmayı düşlediğiniz şey olunca daha az mı mide bulandırıcı olacaksınız.. Kan içmekten iğreniyor musunuz.. Tam da olacağınız şey o.. Eğer gelişmeye devam ederseniz kendi kanınızı emen birer sülük olacaksınız.. Kandan mı iğrendiniz... Yediğiniz kanlı et kime ait?

Silahı dayayın beyninize.. Tek kurşunla bitirin işi... İşte şimdi dibe vurdunuz... Ve dipte olmakla elde ettiğiniz en önemli şey özgürlüğünüz..

Şimdi nereye isterseniz oraya gidebilirsiniz.. Üzerinizde ölene dek yapışık olacak tek kıyafetinizle.. Derinizle.. Çünkü artık özgürsünüz...

Yorum (0) Yorum yaz!

Miras

8/11/2007 · Kategori: Siirlerim

Bir sela sesi duyarsın
Acılı bir ağıt
Ortada ne bir ceset
Ne de tabut

Yavaş yavaş olmaz
Birden sarsılırsın
Taştan bir duvara çarpar
Yumuşacık kalbin
Şiddetinden ızdırabın
Cehennemde ayılırsın

Kaldır onu yerden
İşte bu ezan sesi
Miras olsun sana benden
Duygularımın cenazesi...

Yorum (0) Yorum yaz!

Bir erkek bir kadını sevdiğinde

8/11/2007 · Kategori: Siirlerim

Bir erkek bir kadını sevdiğinde
Hiç görülmemiş bir çiçek yeşerir
Kalbin gizemli tepelerinde...
Kokusu kaf dağlarına yayılır
Bülbüller ona aşık olur,
Bir erkek bir kadını sevdiğinde
Bir kehanet gerçek olur masallarda...

Şenlikli bir düğün başlar
Binbir gece devam eden
Binbir gece daha ve sonra
Binlerce gece bitmeyen.

Bir erkek bir kadını sevdiğinde
Bu ebede yazılmış bir fermandır
Ne saltanatlar ne krallıklar bakidir ama
Bir erkeğin kadına aşkı baki kalır.

Bir erkek bir kadını sevdiğinde
Her andığında onun adını
Ve her dokunuşunda hatırasına
Göremese de yüzünü yıllarca
Göklere yükselir alevleri
Kalbinde yanan zerdüşt ateşin

Ne tılsımlar çözülebilir
Ne de dualar kabul olur
Bir erkek unutunca kadınını
Dünyanın sonu gelir...

Yorum (0) Yorum yaz!

Gülüyorum

30/9/2007 · Kategori: Siirlerim

Yüzümü görmüyorsun
Ben sana bakarken...
Gizlenmemin bir sebebi var
Benim için İstanbul
Senin olduğun yerdi..

Senden kaçarken ben
Hep sana koşuyordum
Bu düştüğüm yer neresi?
Benim için umut
Sana vardığım yerdi...

Gülüyorsun, şensin, mesutsun
Yüzünü kapatma göreyim
Ben mi? Sağol, iyiyim..
Benim için varlık
Seni bulduğum yerdi...

Gülüyorum, kapat gözlerini...

Yorum (2) Yorum yaz!

Antikacı

30/9/2007 · Kategori: Siirlerim

Emanet aşklar bulur hep beni
Bir daldan bir başkasına atılmış
Horlanmış belki de belki satılmış
Hercai aşklar bulur hep beni


Yalanlar üzerine kurulu aşklar
Yürümez, yıkılmaya mahkumdur
Yaşanmış aşkların tortusudur
Kalbimi kirleten onursuz hazlar

Ve ben yaşarım bütün pişmanlıkları
Ben dinlerim hep acı hikayeleri
Teselli etmektir işim sevgilileri
Ben taşırım dertleri, acıları

Ben yıkık hayallerin antikacısıyım...

Yorum (1) Yorum yaz!

GÜNEŞE GİDEN YOL

21/8/2007 · Kategori: Hikayelerim

Her şeyin bir vakti var! (2)

Seyyah çıktığı yolda ilk menziline vardığı zaman şafak henüz sökmek üzereydi. Güneşin ilk ışınlarının dünyaya ulaşmasına tam sekiz dakika kala şehrin orta yerinde yükselen yeşil kubbenin önüne ulaştı.

Konya’da şehre hakim olan çorak sarı rengin hasret kaldığı yeşil renk sanki bu kubbedeki ışıltıyla gideriliyordu. “Gel” sesleri bu noktada merkezileşmiş ve kavisler alarak yükseliyor gibi bir his doldu içine… Burada soluklandı. Heybesini açtı, kalem ve kâğıdını çıkardı, şu mısraları yazdı:

Sarı yolları aşarak,
Yeşil kubbeyi sardın…
Karanlığı yırtarak;
Ey yolcu,
Sonsuz güneşe vardın.

Bu esnada güneşin ilk ışıkları vurdu kubbenin en üst kısmına. Gözleri kamaştıran bir şekilde ışın haleleri bir doğuya, bir batıya, bir kuzeye, bir güneye, aşağıya ve yukarıya, kısaca bütün cihetlere yayıldı. Şehre varalı sekiz dakika olmuştu ve güneş nihayet doğmuştu. Seyyah sorularla dolu zihnini bu yeşil ve rahat kubbenin gölgesine yaslayarak, onun gözleri yormayan ışığından istifade etmek istedi birden. Sesler kesilmiş; şimdi yerini esrarengiz bir sessizliğin, kulakları sağır eden gürültüsüne bırakmıştı. Susan her şey, bir şeyleri haykırıyordu. Seyyah ilk defa böyle bir hisse kapılmıştı. Sükutun deli eden uğultusunu bundan sonra çok defalar daha dinleyecekti ama o şimdilik bunun farkında değildi tabii ki…

Şimdi kulak kesilmişti adeta. Söylenmeyeni işitmek için kulak kâfi gelmezdi belki ama o; gözünün önünden akıp giden levhalardan kendisine iletilmek istenen mesajı anlamıştı aslında.

Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım;
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Geleli az olmuşken gidişine emareler bulmak rahatsız etti seyyahı ama durmak yaraşmazdı eğer gitme vakti gelmişse… Lakin yorgundu ve dinlenmesi gerekiyordu. Dergahın kuytu bir yerine oturdu. Şimdi etrafına sakince bakınmakla meşguldü. Derken biri yanına yaklaştı. Bu derviş görünümlü kişi sessizce:

- Elimde bir harita ile bir kitapçık var, 10 liraya veririm.

Dedi ve elindekileri seyyahımıza uzattı. Seyyah hiç tereddüt etmeden kendisine uzatılanları aldı ve ücretini verdi. Derviş parayı beline monte ettiği keseye attı ve hafif ağır aksak bir yürüyüşle dergâhtan çıktı.

Seyyah elindekilere bakadursun biz bu dervişi takip edelim. Dergâhtan çıkan derviş kılıklı adam birkaç metre yürüdükten sonra yürüyüşü düzelmiş gibi hızlanmaya başladı. Daha sonra öyle hızlandı ki koşmaya başladığı bile söylenebilir… Bu esrarengiz adam ilk bakışta derviş kılığına girmiş sıradan bir işportacı gibi görünebilir ama esasında böyle değildi. Demin seyyahtan aldığı parayı karşısına çıkan ilk fakire verip, yoluna devam etti. Şehrin güneyine doğru gidiyordu. Öyle hızlı hareket ediyordu ki sanki kaçıyor yahut bir yere yetişme telaşı içinde gibiydi. Sabahın o saatinde elinde bir harita ve kitapçıkla ortaya çıkıp, sonra da bu kadar hızlıca ortadan kaybolmaya çalışması şaşılacak şeydi doğrusu. Derken bir araca atladığı görüldü, nitekim bu araç da hızlıca şehri terk edecekti bir süre sonra. Bu durumu daha da garipleştiriyordu lakin biz seyyahı bıraktığımız yere dönmeliyiz…

Seyyah şimdi dergâhta oturmuş bu haritayla kitapçığa göz gezdiriyordu. Dergâh sabahın ilk ışıkları olması hasebiyle pek bir tenhaydı. Dilenciler bile daha güne başlamamışken bu az evvelki işportacının varlığı seyyahı pek şaşırtmamıştı yine de…

Harita demiştik. Bir seyyahın en çok ilgi duyacağı şeylerden biri de haritalardır haliyle. Şimdi harıl harıl bu haritayı inceliyordu seyyah. Elindeki harita dünya üzerinde kurulu bulunan Mevlevi dergâhlarını gösteren ve Avrupa ve Asya’yı kapsayan bir haritaydı. Mevlevihanelerin bulunduğu merkezlere özel işaretler konulmuş bir de ufak açıklamalar ve notlar düşülmüştü… Kitapçık ise bu dergâhın kurucusu Hazreti Mevlana’nın hayatı ve Mesnevi’sinden seçme pasajlardan ibaretti.

Seyyah bu ikisini de heybesinin içine özenle yerleştirdi. Kafasında bazı şimşekler çakmak üzereydi. Şimdi henüz gelmişken terk etmek üzere olduğunu hissettiği bu kutsal mekânda biraz düşüncelere dalmak zamanıydı belki de… Bir seyyahın, yol almadığı zamanlarda, hareket edeceği zaman ihtiyacı olacak aksiyonu ve enerjiyi depolaması gerekiyordu… Bu fiziksel olduğu kadar ruhsal bir enerjiydi aynı zamanda. Tıpkı bir oku fırlatmak için yayın gerilmesi gibi…

Bu sebeple oturup dinlenirken kendisine gerekecek fikirsel gerilime ulaşma ihtiyacı hissediyordu seyyah şimdi.

Notlarını karıştırdı… Nur, evrenin ötesi, güneş, ışık olmak… Hep bu duygu gerilimleriyle buralara varmıştı… Gideceği yeri bilmeden yola çıkmış ve ne hafakanlarla yol almıştı… Acaba kimi dinlemeliydi, neye güvenmeliydi. Doğru yol gösterici güneş miydi, pusula mı yoksa hisleri mi? İşittikleri mi, gördükleri mi? Bildikleri mi, öğrendikleri mi yahut henüz hiç bilmedikleri mi?

Yaşadığı hiçbir şeyin anlamsız ve boşuna olmadığından emindi. Geldiği noktanın gitmesi gereken nokta üzerinde sadece bir menzil olduğunu hem hislerinden, hem elindeki haritadan, hem de şimdi yanına gelen ve “Kalkın! Vakit henüz gelmedi” diyen görevliden anlıyordu..

Evet saatlerin ilerlemesiyle oraya gelen dergah görevlisi, ziyaret saatinin henüz gelmediğini anlatmak istiyordu bu sözleriyle.

Vaktin henüz gelmemiş olması, hiç gelmeyeceği anlamına gelmezdi ya!

Zaman gitme zamanı, oturup, eğleşme zamanı değil
Nur arıyorsan, güneşe pervane olmalı, gölgeye değil
Kalp bu yolda hakikate pencere, akıl ise burak!
Ne bu durduğum yer, ne de gitmediklerim durak!

Son olarak not defterine bunları yazdı ve orayı terk etmek üzere toparlanmaya başladı. Şimdi nereye gideceğini biliyordu sanki. Bilhassa biz esrarengiz dervişin peşine düştüğümüz sırada yaşadığı bazı garip haller ve okuduğu satırlar ve sonrasında yaşananlar, şimdi içinde yer edinen hisleri oldukça kuvvetlendirmişti.

Karar verdi biraz daha burada oyalanıp bu dergâhta yolculuğu ile ilgili daha detaylı bilgiler toplayacak ve sonra da hiç vakit kaybetmeden haritadaki ilk durağına gidecekti…

Nitekim öyle yaptı ve gerçekten çok mühim bilgiler elde etti.

Bunlar neler miydi?

Dilerseniz hem bunları hem de seyyahın ikinci durağında yaşayacaklarını bir sonraki bölümde anlatalım…

-Devam edecek-

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Umutyavuz.com

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım