Kafaya tek kurşun
8/11/2007 · Kategori: Denemelerim
Özgürleşmek... İşte dibe vurmakla elde ettiğiniz en önemli şey buymuş.. Yoldan çıkmak, sürüden ayrılmak ve daha başka neler neler... Tek elinizde kalan şey özgürlüğünüz ise artık herşeyi yapmaya gücünüz var demektir.. Umutsuzluk en büyük avantaj olur o zaman. Umutsuzluk en büyük silah olur... Sizi siz yapmayan bütün o şeyleri öldürmek için.. Sizi bir başkası da yapmayan. Sizi hiç yapan...
Zihniniz, belleğiniz, arzu ve istekleriniz, hepsi anlamsızlaşmalı.. Hepsini birbirlerini öldürmek adına bir silah gibi kullanmalısınız. Dünyayı yok etmek elinizde... Tek bir kelimeyle hem de... Özgürlük...
Tüketici yaratıklar... En başta geliştirmeye çalıştığınız egonuzla kendinizi tüketiyorsunuz.. Şimdi beyninize silahı dayayın ve o mide bulandırıcı egonuzu vurun gitsin.. Geberesice.. Bırakın gebersin... Çok mu sert.. Çok mu kaba.. Çok mu acımasızca... Olmayı düşlediğiniz şey olunca daha az mı mide bulandırıcı olacaksınız.. Kan içmekten iğreniyor musunuz.. Tam da olacağınız şey o.. Eğer gelişmeye devam ederseniz kendi kanınızı emen birer sülük olacaksınız.. Kandan mı iğrendiniz... Yediğiniz kanlı et kime ait?
Silahı dayayın beyninize.. Tek kurşunla bitirin işi... İşte şimdi dibe vurdunuz... Ve dipte olmakla elde ettiğiniz en önemli şey özgürlüğünüz..
Şimdi nereye isterseniz oraya gidebilirsiniz.. Üzerinizde ölene dek yapışık olacak tek kıyafetinizle.. Derinizle.. Çünkü artık özgürsünüz...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Herkes kendi dünyasının kâşifidir
26/6/2007 · Kategori: Denemelerim
Her erkek Adem, her kadın da Havva gibi olmalı..
Umut Yavuz
Hiç onları düşündünüz mü? Hz. Adem’le Havva’yı... Dünyaya ilk geldiklerinde birbirlerine uzak iki ayrı vadiye düşmüştüler. Birbirlerine yabancı, dünyaya yabancı, her şeye yabancıydılar.
Sonra keşfetmeye koyuldular dünyayı. Birbirlerini arıyorlardı bir yandan, diğer yandan da hayatta kalmaya çalışıyorlardı.
Adem (as) hiç durmadı. İçinden geldiği gibi dünyayı keşfetmeye koyuldu. Bir batıya gidiyor, bir doğuya gidiyor, her gittiği yerde yeni şeyler öğreniyor, şaşırıyor ve hayret ediyordu. Hz. Havva’yı bulana dek dünyanın birçok yerini dolaşmıştı. Ancak ondan sonra da durmadı, Avrupa’ya, Afrika’ya, Asya’ya gitti… Dünyanın her metrekaresini adımlamak istiyordu…
Ve başardı…
Hz. Adem şimdi dünyayı keşfetti, kıtaları aştı, kâinatı adımlıyor. Gözleri, uzak galaksileri yokluyor; yerin altını, üstünü gözlemliyor… Keşif ruhu zevâl bulmadı ve Ademler var oldukça zevâl bulacağa benzemiyor…
***
Kâinat bir kitap ise onun her sayfasını didik didik okumak gerekmez mi? Hem de tek bir satır atlamadan okumak..
Sözgelimi insan kendisine inen Kur’ân’ı okumazsa ne büyük hata eder. Düşünsenize bir! Evinizde, elinizde duran Kur’ân’ın hâlâ okunmadık bir tek satırı bile varsa, bu büyük bir kayıp değil midir?
İşte insan için kâinat da bir nevi Kur’ân’dır. Onu okumadan anlayamaz. Dünya da kâinatın en önemli paragraflarından biri… Belki Adem’in (as) seyahat isteği bundan ileri geliyordu. Zira bu paragrafı iyi anlamadan kitabın bütünü hakkında fikir sahibi olmak mümkün değildi…
Dünya devâsâ büyüklükte... Her şehir, her vadi, her dağ, her ova ayrı birer âlem. Her şehirde yaşayan insanlar ayrı âlemler taşıyorlar kalplerinde. Dünya içinde dünyacıklar, dünyacıklar içinde koca âlemler saklı… Bütününü keşfetmeye ne zaman yeter, ne de mecâl… Ama keşif ruhu asla ölmemeli ve hep okumaya çalışmalı insan. Gerek mikroskopla, gerek teleskopla, gerekse manevi dürbünlerle…
***
Her erkek Adem, her kadın Havva gibi olmalı sonra… Burnunda ötelerin kokusu ve kalbinde bekanın iştiyakı olduğu halde, olağanüstü bir heyecan ve merak ile bakmalı dünyaya.
Adem ilk dünyaya geldiğinde, her gördüğünü cennetle kıyaslıyordu. Onun için “aklı hâlâ cennette” deniliyordu. “Başı bulutlara değiyor” denmesi de bu yüzdendi belki de… Sonra yavaşça alıştı dünyaya. Hayatta kalmanın yollarını aramaya başladı çünkü acıkıyor, üşüyor, yorgun düşüyordu artık. Ama hiçbir şey onun yeni bir şeyler öğrenme arzusunu köreltmiyor. Bilakis hep daha fazlasını öğrenmeye ve keşfetmeye çalışıyordu.
İşte her insan bu mülahazalarla yaşamaya çalışmalı. Gözlerini dikmeli önce semaya sonra da yere ve şöyle demeli: “Şüphesiz bunları boşuna yaratmadın…”
***
Adem’den bu yana insanoğlu çok şeyler öğrendi. Bütün bilgiler insanlık şuuruna kaydediliyor. O hesapta muhafaza olunuyor. Ademoğulları en ince ayrıntılarına kadar dünyayı keşfediyor. Ahirete giden emin yolda ilerlerken yolun bütün inceliklerini de öğreniyor. Dünyadaki bütün bilgileri hıfzetmek, bilmek tabii ki mümkün değil. Bu çok da gerekli değil zaten. Asıl önemli olan ise bilinmesi gerekeni bilmek, geri kalanlar konusunda da hayret duygusunu canlı tutmaktır.
***
Seyyahlara herkes gıpta ile bakar. Çünkü onlar tıpkı Hz. Adem gibi adımlarlar dünyayı. Yeni yerler, yeni insanlar, yeni hayatlar… Farklılıklar görürler. Farklılıklara alışırlar. İçlerindeki heyecanı yitirmedikleri sürece şanslı insanlardır bunlar. Dünyanın bir sergi yeri olduğunu düşünürsek eğer, serginin muhtelif kısımlarını görme şansı bulurlar. Her yeni ve farklı eserde o eserin Sahibine duyulan hayranlık artar. İşte sırf “bunları boşuna yaratmadın” diyebilmek için görmek gerekir dünyayı.
***
Bir seyyah olup dünyayı dolaşmak herkes için mümkün olmasa da kâinatın hemen her yerine tefekkür anlamında, düşünce metoduyla gitmek mümkündür. Sanal ortamda gerçek aleme ilişkin bilgilere ulaşmak imkânı olduğu gibi, tefekkür ve hayal dürbünüyle de kâinat gezilebilir elbet. Hepsinde maksat birdir: Dünyayı keşfetmek ve hayret etmek…
Tabii ki insanlar adedince dünyalar olduğunu düşününce her seyyahın da kendine ait dünyayı da keşfetme sevdasında olduğunu unutmamak gerekir. Demek ki herkes kendi dünyasının kâşifidir.
***
En nihayetinde seyyahın heybesinde eksik etmemesi gereken iki şey kalem ve kâğıdıdır. Zira meşhur tabirle söz uçar, yazı kalır.. Bütün deneyimleri ve keşifleri kaydetmek mümkün olmasa da kalem ve kâğıt ile yaşananların zayi olması önlenir.
İşte böylesi bir mülahazayla, bu sütunlarda “bir seyyahın heybesinden çıkan notlar” kabilinden kâğıt üzerine düşen karalamaları sizlerle paylaşmak arzusundayım...
Gelecek sayıda buluşmak üzere iyi keşifler…
Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!
Gerçeği bulunca
24/2/2007 · Kategori: Denemelerim

'Gerçeği istiyorum, sadece gerçeği' dedi ruh
Göz dedi ki: gerçek sadece görebildiklerimdir
Kulak dedi ki: gerçek sadece işitebildiğimdir
El dedi ki: gerçek sadece dokunabildiğimdir
Dil dedi ki: gerçek sadece tadabildiğimdir
Burun dedi ki: gerçek sadece koklayabildiğimdir.
Akıl yetinmedi bununla
Kalp tatmin olmadı..
Hayal etmek gerçekleri
Hayal etmek hayalleri
İkisi de insana özgü
Gerçek hayal edilebilir
Ancak hayaller gerçek olmaz
Ruh: Yeter! Sıkıldım sizlerden.. Hapsettiniz beni hep. Bırakın, kurtulmak istiyorum..
Beden: Ne oluyor? Ne bağırıp duruyorsun. Ne itip kakıyorsun beni..Çıkamazsın dışarı otur oturduğun yerde. Güya akıl ve kalble ortaklık yapıp benden kurtulacaksın ha..Bilmem nerden öğreniyorsun bu özgürlük türkülerini.
Akıl: Evet özgürlük istiyoruz, hayal ediyorum özgürlüğü ama bilmem heralde çıkamayacağız bu karanlıklardan.
Kalb: Hey akıl, aklını başına al. Umutlarımıza ne oldu.. Kendine gel. Sen inan. Hep beraber bedenin zindanından kurtulacağız. Ben de öyle bir iksir var ki. Hepimizi kurtaracak.
Akıl: Nedir o?
Kalb: Gerçek.
Akıl: Gerçek mi?
Beden: Ha ha ha(Alaycı alaycı güler)..Ben de birşey sanmıştım.. Gerçekle mi kurtulacaksınız benden.. Ne gerçeği hangi gerçek? Sizi zavallı ütopyacılar sizi..
Kalb: Evet gerçek. Henüz ne olduğunu bilimiyorum, ancak eminim bulacağım.
(Devam eder, gerçeği bulunca)
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Hiçkimseler Diyarı
21/2/2007 · Kategori: Denemelerim

Hiçkimsenin olmadığı o yere ne ilk gidişimdi bu ne de son olacaktı. İlk geldiğim günü hatırlıyorum da, ne çaresiz ve ne bedbaht hissediyordum. Bunalmış, sıkılmış ve kendimi Hiçkimseler Diyarı'na atıvermiştim. Kesret ne ağır ve kalabalıklar ne ürkünç geliyordu o zaman.
Halbuki Hiçkimseler Diyarı böyle midir? Orada ne kin ve nefret, ne kınama vardır, ne de kem söz işitilir. Orada tek var olan oraya götürdüklerindir. Tıpkı ıssız bir adaya düşünce, tek elinde olanın yanına götürdüklerin olduğu gibi. Ama hiçbir şeyde olduğu gibi buraya düşmende de rastlantı yoktur, bilakis kendi isteğinle, ihtiyaca binaen gelirsin.
Hiçkimseler Diyarı bir yer değildir hakikatte. Ben tıpkı kaplumbağaların yuvalarını sırtlarında taşıdığı gibi, Hiçkimseler Diyarını hep yanımda taşırım. Ne zaman ihtiyacım olsa hemen oraya sığınırım. Hiçkimseler Diyarı'nda olmak kendini hiçkimselerin olmadığı bir yerde hissetmekle olabilir ancak. Maddeden sıyrılıp, kesretten uzaklaşıp gelinebilen bir yerdir Hiçkimseler Diyarı. Orada ne bir dost ne de bir sırdaş vardır zahiren. Diğer adı yalnızlıktır belki de. İstemli yalnızlık ya da belki de zoraki. Kim bilebilir?
Hiçkimseler Diyarı'na düşmeyegörsün bir insan, onun cazibesine kapılmayagörsün. Bir bataklık gibi çeker içine. Hem insanı kendi içine çeker, hem de insan kendi içine çekilir. Kendi içine çekildikçe kendini tanır. Kendini tanıdıkça, kendini bilir. "Kendini bil" diyen filozoflar da hiçkimseler diyarından geçip gitmişlerdir. Orada onların ayak izlerini görmek mümkündür. Nitekim bu bataklıktan birçoğu gül olarak yükselivermişlerdir.
Hiçkimseler Diyarı'nda aşk da vardır. Kim demiş aşk iki kişiliktir diye. Hiçkimseler Diyarı'nda aşk tek kişiliktir. Ne terk vardır orada, ne de hor görülme. Ne acı yaşatır aşk orada ne de aşkın bir sonu vardır. Hiçkimseler Diyarı'nda yalnızca ulvi haz ve gözyaşı ve de rahmet vardır.
Hiçkimseler Diyarı'na sığınanlar bencil değildir esasında. Sadece yaralanmışlardır. Biraz gururlu olduklarından da yaralarını göstermezler tabiblere. Aslında kendi ulvi yaralarına Asıl Tabib haricinde kimsenin merhem olamayacağını düşünürler. Asıl Tabib'i aramak için de Hiçkimseler Diyarına sığınırlar. Ama dışarıdan bakınca onları bencil ve kibirli sanırsınız. Öyle düşünmeyin. Zira onlar da yalnızlığın fıtratlarına ters olduğunu bilmektedirler.
Ah! Biliyorum duvarlardan sırdaş olmaz ve kaldırımlardan yoldaş. Olmaz uzaklar yakın ve uzak olmak olmaz dostlardan. Ama beni bu hale sokan yine dostların vefasızlığı ve aşkın büyüsü değil mi? Fuzuli boşuna dememiş "Ger derse ki Fuzuli güzellerde vefa var/ Aldanma ki şair sözü elbette yalandır". Ey Fuzuli evet haklısın güzellerde vefa yok lakin şunu da biliyorum ki sen de bir şairsin.
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!
Her şeyin denklemi
21/2/2007 · Kategori: Denemelerim

Hayatı matematik denklemi gibi yaşayamam. Bütün verileri tek tek incelemek, mantıklı yollar bulmak, doğru ve genel geçer formüllerle hareket etmek ve rasyonel olma zorunluluğu oldum olası benimseyemediğim bir yaşam biçimidir. Daha yüzeysel ve basit yaşamayı tercih ederim. Hayatı, en azından su içmek kadar basit ve olağan süreçler bütünü şeklinde yaşamak en ehvenidir bence.
***
Matematikte her varsayımın mantıklı ve ispatlı bir sebebe dayanma zorunluluğu vardır. Ancak benim hayatımda her şeyin mantıklı bir sebebi olma zorunluluğu yoktur. Mesela bazen gülmek için bazen de ağlamak için bir sebep bulma ihtiyacı hissetmem. İstediğim zaman, yalnız bir adam olurum, istediğim zaman da sosyal olurum. Bir sayının hem rasyonel hem de irrasyonel olamaması beni ilgilendirmez. Hayatı parçalara bölüp her parçasında farklı bir şekilde görünmek isterim. Bir elipsin uzayın her boyutunda yine elips olduğu gerçeği benim de hayatımın her safhasında aynı kişi olmamı gerektirmez.
***
Kimileri her şeyi mantıklarıyla tartarlar. Önlerine birtakım sorunlar geldiğinde uzun uzun düşünür, her detayını incelerler. Çoğu zaman derin analizler yapacağım derken burunlarının ucunu göremez, mikro gözlem yapacağım derken makro ama basit gerçekleri gözden kaçırırlar. Bunlar hayatı hep bekletirler. Bu sorun için bir formül henüz bulunamadıysa asla adım atmazlar. Halbuki tek yapmaları gereken ikiden birini seçmektir. Hayat her zaman iki yoldan birini seçmektir. Yüzde elli yanılma payı vardır. Matrix'in Neo'sunun da belirttiği gibi problem seçimlerimiz. Hayat seçimlerimizden ve seçimlerin doğurduğu sonuçlardan müteşekkil. Hayatın komplike bir yapısı yok esasında. En azından bizleri ilgilendiren tarafında yok. Allah aşkına söyleyin, hayatımızın yüzde kaçında bizim doğrudan müdahalemiz söz konusudur. Said Nursi'nin de dikkat çektiği gibi en basit bir fiil olan yemek yeme işinde bile tek yaptığımızın yemeği ağzımıza götürmek olduğunu düşündüğümüz zaman bu gerçek daha net anlaşılır. Tek sorun ağzımıza götürdüğümüz yemeği seçme işinde yatıyor. Doğru seçim yaptıysan ne âlâ, yanlış bir seçimde ise hazımsızlık çekmen olağan.
***
Kararlarımda birincil olarak başvurduğum cihazım yüreğim ve vicdanımdır. Aklıma söz hakkını ikinci safhada veririm. Bunun doğruluğunu kimseyle tartışmam. Ancak aklın bencil olduğunu düşünmüşümdür hep. Aklın istediği daima mutlak iyi ve mutlak faydadır. Ben ise mükemmeli arzulamayacak kadar tutarlı olmayı tercih ederim. Gönül ve vicdan ise sevgiyi, güzelliği ve faydayı paylaşır. Üstelik bu paylaşım sonucunda paylaşılan şey azalmaz bilakis müteselsil olarak nemâlanır.
***
Hayatlarında devamlı olarak ince hesaplar yapanları anlayamıyorum. Dünyalarını mamur etmek adına hayatı zindana çevirirler. Mutlu olmayı beceremezler bir türlü. Hayat ince hesapların, müşkül problemlerin çözümlerini bekleyemeyecek kadar kısa bence. Önemli olan kısa bir periyotta en sık frekansı yakalamak mı olmalı, yoksa en büyük frekansı yakalayana dek havanda su dövmek misali sürekli devinim yapmak mıdır? Bence esas olan doğru frekansı yakaladığın an tercihlerini hayata sokmaktır. Hatta mizahçının biri ilkel olmanın güzelliğinden dem vururken, ilkel insanların tercihlerini hemen hayata geçirmelerinden övgüyle bahsederek biz modern dünyanın insanlarının ise en basit bir sonuca ulaşmak adına bütün bir hayatımızı sarf ettiğimizden yakınmıştır. İlginçtir ama tercihlerin derhâl hayata sokulma meselesi bu mizahçının ilkelliği cazip görmesine yol açmıştır.
***
Problem tercihtedir. Yol ikidir. Kıstas ise vicdan ve yürek ile birlikte akıl destekli olmalıdır. Korkmaya gerek yok. Ne faydalar ne de zararlar sürekli değildir dünya için. Matematikte bile denklemin bir tarafındaki terim sonsuza giderken diğer tarafında bir terim sıfıra yaklaşabilmektedir. Bunun gibi de insan, ahiret yolunda sonsuza giderken dünya cihetinde sıfıra gittiğini unutmamalıdır. Esasında sıfır önemli bir rakamımızdır, hele ki paranın üstündeyse. Ancak sıfıra asla ehemmiyet vermemişimdir. Çünkü matematikte bile sonsuzu sıfıra oranlamak saçmadır, tanımlanamaz.
***
Dünyayı doğru algılamak için daha yüzeysel bakmak gerektiğini düşünüyorum. En azından keşmekeşin içinde boğulma tehlikesinden kurtulmuş oluruz. Einstein'ın da bazı felsefeciler gibi her şeyi içine alacak bir denklemi ararken bence tek istediği hayatı bütünüyle tanımlayacak basit bir denklem bulmaktı. Belki Einstein her şeyin basitliğinin farkındaydı, nitekim Hz. Ali'nin de "İlim bir noktaydı onu cahiller çoğalttı" mealindeki sözü de çok manidârdır. Kim bilir her şey gerçekten de göründüğünden daha basittir. Ne dersiniz?
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Ölümü beklemek...
19/2/2007 · Kategori: Denemelerim

Beklediklerimin hepsine kavuşabilme şansım olsa, ilk kavuştuğum ölüm olurdu. Ölümden beklediklerimi gerçek kılmak için ise ölümü düşünmeden çalışmam gerekirdi. Beklentilerim hep ölümle alakalı. Arzularımın anahtarı da ölüm. Halbuki bütün arzuları acılaştıran ve beklentileri boşa çıkaran da ölüm değil miydi?
***
Hayat hep birşeyleri beklemek demek. Konuşmayı beklemek, yürümeyi beklemek, büyümeyi beklemek... Otobüs beklemek, sıranı beklemek, nöbet beklemek... Emekliliği beklemek, ay başını beklemek, yaz ayını beklemek. Sevilenin yolunu beklemek, mektup beklemek, tebessüm beklemek. İlgi beklemek, sevgi beklemek, saygı beklemek. En nihayetinde ölümü beklemek.. Beklenmedik olan ölümü, en başta beklemek de en trajedik olanıdır heralde.
***
İnsan umduklarına kavuşamaz kimi zaman, hatta çoğu zaman, belki de her zaman. Umduklarımız hep bir kat artar, ulaşamadıkça daha çok umarız, ulaşırsak daha çoğunu umarız. Doymak bilmez arzuları doyuran ölümü en çok arzulamak doğal değil midir acaba?
***
Bekleme salonları hayatın ta kendisi aslında. İki boyut arasında tampon bölge gibi hayat. Ne oraya ait hissedersin kendini ne de buraya. Ne orası aittir sana ne de burası. Hiçbirşeyin olmadığı halde çok şeyler arzu etmek eblehçe değildir belki de. Elde ettiklerinin hiçbirinin aslında senin olmadığının ve asla olamayacağının bilincinde olmana rağmen yine de istemek.. İşte asıl eblehçe olan bu olsa gerek. Peki ya ölümü beklemek. O da mı eblehlik? Zaten kaçınılmaz olanı beklemek normal değil mi? Paranormal bir durum varsa, o da ölümden kaçabileceğini ummaktır bence.
***
Bu kadar laftan sonra herkes intihar edeceğimi sanabilir. Hayır öyle değil. Böyle düşünenler beni anlamamıştır. Ölümü arzulamak, beklemek ya da istemek onun kucağına atlamakla eşdeğer değildir. Ancak ve ancak onun kaçınılmazlığını ve doğallığını anlamakla alakalı konulardır bunlar. Ölümü arzu etmeyi normal karşılıyorum ben, ondan korkanı da anlıyorum. Korkmasına rağmen gerçekliğini ve mahiyetini anlamaya bir şansı olabilir çünkü. Ondan korkması onu düşünmesini engellemez. Ölüm, üzerinde düşünülmesi gereken en önemli şey olsa gerek. Onu gündeminden uzak tutan, ne büyük bir handikapa düşebileceğini bilmeli.
***
"Gelecek olan her şey yakındır" düsturuyla yaşamayı öğrenmeli, beklentilerimizi beklemeye değer şeyler üzerine bina etmeli ve ölümün bir gün gelip dünyayı yerle bir edeceği gerçeğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Gayem sadece ölümden bahsetmekti, halbuki "Her nefis ölümü tadacaktır" desem yeterdi. Beklettim, sona sakladım. Beklemeye alışmalı insan.
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Adı Konulmamış Hisler - Aşka çağrı
18/2/2007 · Kategori: Denemelerim

Ey aşk, sakın terk etme beni. Sen bana, ben sana muhtacım... Muhtacız birbirimize. Sen, benim hayallerimde yaşamalı ve beni hayallerimle yaşatmalısın.
Ben kimseleri almadım hayallerime. Hiçbir yabancı giremedi oraya. Umut dağıtanları, ben almadım kalbime. Senden gayrı bir emelim olmadı.
***
Ey aşk, sen ne yüce bir duygusun öyle. Nerelerden aldın bu güzelliği? Güzeller Güzeli mi yolladı seni bize? O mu süsledi ve seni giydirdi hayallerimize? Sen geldin ve indin yücelerden ve çıktı hikayemiz semalara yükseldi. Ehli sema konuştu bizleri. Seninle yaşadığımız o güzel günleri. O günler ki her biri bahardı. Her bir günde filizlenen dualarımız vardı. O günler ki aşk ile, aşık ile, Maşuk ile ve yaşandı o günlerde hayalin ötesindeki şatafatlı velvele. Koşturduk atlarımızı yollarında hayal bahçesinin. Aşk çiçekleri ektik o bahçede ve aşkın gözyaşlarıyla suladık onları. Derken filizlendi ve gülümsedi çiçekler. Bir çiçek vardı ki özel ve güzeldi. Hepsinin içinden bana görünüverdi. ‘İşte bu benimki’ dedim o an. Ve o, sendin Ey aşk. O günü hatırladın mı?
***
Nerelerdesin şimdi? Karanlığım arzular seni. Sen Everest, ben Lut gölü mü olacaktım. Sen orada eğleşirken ben burada yetim mi kalacaktım? Kasem olsun ki arzu etmedim senden gayrını. Ve senden gayrına kaş kaldırmadım.
Dedim ya, umut dağıtanları ben almadım kalbime. Gittiler ‘Bir daha gelmeyiz’ diye diye. ‘Gelmeyin’ dedim. ‘İstemem ben zaten. İstemem umutları gerçekleşmeyecekse, istemem gelmeleri eğer gidiş gerçekse. Gidecekse gönül bağlamak niye? Gitsin de hüzne boğsun diye. Yok yok ben almayayım, bırakın beni ben aşkımla kalayım.’ Kasem olsun ki; böyle oldu olanlar. Leyale sor, şahittir onlar. İnan bana hala sadığım hayaline.
***
Gel ki gelsin bahar seninle. Gül ki gülsün günler seninle. Doğ ki ufkumuza doğsun umut güneşi. Gelmemek yaraşmaz sana. İn yücelerden o ilk günkü gibi. Unutalım geçmişi ve affet eğer incittimse seni. Affet ki bu senin şanına yakışır. Sen aşksın ve şefkatsın. Sen seni isteyene gelen ve senden kaçma yolu olmayansın. Nereye gittiysem sen çıkardın karşıma. Nereye baksam seni görürdüm. Sen yolların son durağıydın. Ve bütün yollar sende başlardı. Sen ‘Şuramda, tam şuramda’ diyemediğimsin. Zira sana her ihtiyaç duyuşumda sen yanımdaydın. Bilsen, o günleri ne kadar özledim. Bilsen, sensiz çekilmiyor hayat. Ve sensiz yapılmıyor bu uzun seyahat.
***
Aşktan bizar olanlar gelsinler buraya. Çağıralım onu yine, gelsin hayallerimize. Gelin. Gelin. Ey insanlar, aşkı arayalım. Gökten rahmet inmesi için ellerimizi açtığımız gibi semaya, yine açalım ellerimizi. Ve toplansın bu duayla umut bulutları. İhtizaza getirsin göğü inlemelerimiz. Ve çaksın nihayetinde muştu şimşekleri. Yağsın üzerimize, aşk yağsın. Rahmet niyetine aşk yağsın. Yeşersin yarınlar yeniden. Aşk ile yoğrulsun gelecek hamuru. Aşkın şeklini verelim bu hamura. Ve aşk boyasıyla boyayalım ve aşk boyasına boyanalım yeniden.
***
Firak ve iftirak. Vaveylalar geliyor yerin dibinden. Eninler kaplıyor semayı. Bu; yaralı yüreklerin sesi. Toprak misali, aşka susamış gönüller kuruyup çatlamış. Yeisin tırmıkları diken gibi oklarını saplamış. Korku yılanı, zehrini sinsice salmış. Yalan, dağları şak edercesine zelzeleyle sallamış. Demiri eritir gibi; atalet eritmiş beyinleri ve süzüle süzüle asır süzgecinden, bir zavallı ‘ben’ kalmış. Aşkın kelepçesini kopardık bileğimizden, adavet kolyesi dolandı boynumuza. Sevmez olduk birbirimizi ve gezdirildik esir hürler gibi, nefret vadilerinde. Yabancılar gibi davrandık birbirimize ve aşk dahi tanıyamadı bizi. Aşk da aramaya gitti belki de bizleri. Bizi görüyordu lakin bizi bize benzetemiyordu belki.
***
Bakın, ufuk puslu. Buğulu ve dumanlı her taraf. Bir yangın mı var ötelerde? Yangın var ama sanki çok yakında. Dumanlar sarıyor her tarafı. Yanacak mıyız biz de bu yangında? Durmayın, koşun getirin göz yaşlarınızı. Yok mu hiç kıyıda köşede, kuytu ağlaşmalarınız. Getirin acele edin, zira yangın sarıyor etrafımı. Ben de yok ilacı bari siz yetişin. Size de dokunacak ucu. Yetişin, hadi lütfen yetişin....
***
Aşk... Sen yetiş bari. Bilirim duyuyorsun sesimi. Döndüm artık, yok ağyarda gözüm. Sana adadım kendimi. Sen varsan ben varım sen yoksan yakacak beni narın. İbrahim’e boyun eğdi nar. Seni bana gönderen, o ‘Halil’e de gönderdi muştusunu. Ateşe ‘Kün’ dedi. Ve ateş emin ve serin oluverdi. O Halil idi, sadık idi, evvab idi. Ben ise sadece hiçliğimi koyuyorum ortaya zira başka akçem yok. Ama Ey aşk, ben olmasam, sen de ne yapacaksın? Sen bana gönderilmiş bir armağansın. Ben sana emanetim, sen de bana. O halde gel yakma beni narına. Gel emanette hain olma. Bugün de iyi ve kötüden ‘iyisi’ sen ol. Ve götür beni sahil-i selamete. Götür beni Sahibime.....
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Son Yazılarım
- Karanlık uçurum
- Dert etme
- Çölde gece
- Aşk insanlar gibi
- Kafaya tek kurşun
- Miras
- Bir erkek bir kadını sevdiğinde
- Gülüyorum
- Antikacı
- GÜNEŞE GİDEN YOL
- GÜNEŞE GİDEN YOL
- Herkes kendi dünyasının kâşifidir
- www.umutyavuz.com
- Tuluyhan Uğurlu ile yaptığım röportaj
- Mesut Uçakan'la yaptığım röportaj
- Soner Arıca ile yaptığım röportaj
- Levent Yüksel ile yaptığım röportaj
- Hayret doğrusu!
- Bu dökülen son kan mı olacak?
- Genç Yaklaşım'la henüz tanışmadınız mı?
- TSK'ya muhtıra gibi cevap!
- Şaşırtıcı rakamlar!
- Endişe etmeyin, tasalanmayın!
- Lavanta kokulu geceleriyle Girne
- Demokrasi Kahvehanesi ve Kıbrıs'ın diğer yüzü
Kategorilerim
Arkadaşlarım
- hbasak
- mansur
- tugbasehri
- beyazkedim
- gezimanya
- aceba35
- figoltx
- benhaladeliyim
- saclariyagmurlukiz
- mutadize
- moviemaker
- beatifulroses
- tugbakbeyinan
- gökben dıvarcı
- zeguimco
- balnihat
- deligece
- albanian4ever
- yinebirgulnihall
- bedish
- koookle
- ihvaninur
- aceba20
- huzundenizi
- akakus