www.umutyavuz.com

19/6/2007 · Kategori: Son Dakika Haberleri

 

merhabalar

 

www.umutyavuz.com açıldı... bilginize...

Yorum (1) Yorum yaz!

Modern seyyahların buluşma noktası: SEYAHAT BLOG

9/4/2007 · Kategori: Son Dakika Haberleri

 

Selam ey Umut Yolcuları... Bizler hepimiz Umut Yolcularıyız değil mi? Seyyahız yani bir anlamda. Özellikle beni tanıyanlar ne kadar seyahat-sever olduğumu daha iyi bilirler. Blogumdan da bir seyyah olduğum anlaşılıyordur heralde. EE bu sevgiye sahip bir tek ben değilim elbette. Belki dünya üzerinde yüz binlerce, milyonlarca seyyah vardır. İşte bu düşünceyle bir site kurduk benim gibi düşünen arkadaşlarla. Bu sitenin amacı dünya üzerindeki bütün modern zaman seyyahlarını buluşturmaktı. Uzun bir süredir fikirsel olarak var olan bu sitemiz en sonunda vücuda kavuştu. Veeeee www.seyahatblog.com adresinde can buldu. Evet bundan böyle modern seyyahların buluşma noktası olacak Seyahat Blog Sitesi...

Bakın hangi ifadelerle karşılıyor bu site bizi anasayfasında:

 

Bu site; sınırlardan bağımsız, dış dünyayla yoğun ilişkiler içerisinde olan, ama aynı zamanda sosyo-ekonomik açıdan kendi ayakları üzerinde durabilen bir Türkiyeye inanan idealist gençler tarafından kurulmuştur. Sitemizin hedefi dünyanın dörtbir yanındaki seçkin Türk seyyahları biraraya getirebilecek bir platform oluşturmaktır.Bu düşüncelerle yayın hayatına  başlayan sitemizde özellikle ulusal medyada da yankı bulan Umut Yavuz arkadaşımızın Ortadoğu ülkeleri değerlendirmelerini ve Mehmet Çoğal arkadaşımızın ABD analizlerini okumanızı tavsiye ediyoruz.Bilgisayarınızın başından kalkmadan bir dünya turuna çıkmaya hazırmısınız? İyi eğlenceler!

 

Hakkımızda bölümünde ise şu ifadeler yer alıyor:

 

İnsanoğlu, varoluşundan itibaren aralıksız göç ediyor, seyahat ediyor, yer değiştiriyor ;kısacası tam bir mobilite hali…  Peki nasıl bir güdü insanı yerinden yurdundan kaldırıp belki de bir daha hiç dönmemek üzere başka coğrafyalara başka kültürlere taşıyabiliyor? Bize dünyayı karış karış gezdirebilen bu enerji hangi santrallerde üretiliyor?  Belki de bu sorunun cevabını en iyi Baudelaire veriyor : ‘her nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi geliyor’… Size de öyle gelmiyor mu?  
Bizimkisi Anadolunun bir köşesinden kalkıp dünyanın çatısı Tibet’in yüksek ovalarında soluklananların, gündüz kutsal Katmandunun mistik mabedlerinde derin bir tefekküre dalıp aynı günün akşamı Tayland gece yaşamında kendini kaybedenlerin hikayesi, bizimkisi modern seyyahların hikayesi…

 

Başka söze ne hacet bence ileride büyük bir site olacak ve gerçekten seyyahları buluşturacak bu site.. Size de tavsiye ederim, ben bu güzel sitede yazmaya hep devam edeceğim... Bu arada blogcu'da kalem oynatan seyyahlara da buradan bir çağrıda bulunuyorum. Buyurun modern seyyahların arasına siz de katılın ve özgün yazılarınızı ve fotoğraflarınızı bizimle bu sitede paylaşın... Hepinizi SEYAHAT BLOG SİTESİ'ne bekliyorum...!

 

Sevgilerimle...

 

Yorum (1) Yorum yaz!

Bediüzzaman'ın vefatının 47. yıldönümü

23/3/2007 · Kategori: Son Dakika Haberleri

 

Mevlânâ Celâleddin Rumî, Kur’ân hakikatlerinden ilham alarak yazdığı Mesnevî’siyle çağını ve sonraki devirleri aydınlatırken, Bediüzzaman da aynı hakikatleri günümüzün ihtiyaçlarına cevap veren bir üslûp ve yaklaşımla açıkladı. Talebelerinden Ahmet Gümüş’ün anlattığına göre Said Nursî, kendi eseri olan Risâle-i Nur’la Mevlânâ’nın Mesnevî’si arasındaki benzerliği şöyle ifade ediyor: “Hz. Mevlânâ benim zamanımda gelseydi Risâle-i Nur’u, ben onun zamanında gelseydim Mesnevî’yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevî tarzındaydı, şimdi ise Risâle-i Nur tarzındadır.”

Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye isimli eserinin Mukaddeme’sinde hakikat yolculuğunu anlatırken, kendisinin de Mevlânâ Celâleddin, İmam-ı Rabbânî ve İmam-ı Gazâlî gibi Kur’ân’ın rehberliğinde, kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, akıl ve kalb ittifakıyla yürüdüğünü belirtiyor. Talebelerince yazılan bir tahlilde ise, Hz. Ali’nin (r.a.) Celcelûtiye’si, Mevlânâ’nın Mesnevî’si ve Abdülkadir Geylânî’nin Fütûhu’l-Gayb eserlerinin, doğrudan doğruya Hz. Peygamberin (a.s.m.) manevî ilham ve telkinatıyla yazıldıkları ifade edilirken, Risâle-i Nur’un da öyle olduğu vurgulanıyor.

(Kaynak: Yeni Asya)

Yorum (yok) Yorum yaz!

Meke Gölü kurtulacak mı?

9/3/2007 · Kategori: Son Dakika Haberleri

 

Küresel ısınmanın olumsuz etkileri saymakla bitmiyor. Bunlardan biri de göllerin kuruması. Meke Gölü de küresel ısınma mağduru göllerden biri.
'Dünyanın nazar boncuğu' diye bilinen Konya/Karapınar’daki Meke Gölü'nün suları, bölge yeterli yağış almadığı için her yıl biraz daha çekiliyor. 5 milyon yıl önce oluşan tabiat harikası göl neredeyse yok olmak üzere.
Konya'nın Karapınar ilçesinde bulunan Meke Gölü, kuraklık yüzünden bataklığa döndü. Yaklaşık 5 milyon yıl önce volkanik patlama sonucu oluşan ve taban suyuyla beslenen Meke Gölü, yakın zamana kadar hem yerli ve yabancı turistler hem de klip, sinema ve reklam filmi çekenler için cazibe merkeziydi.
Birkaç yıl öncesine kadar 100'ün üzerinde kuş türüne de ev sahipliği yapan göl, suyunun azalması nedeniyle eski güzelliğini kaybederken, birçok kuş türü artık bölgeye gelmez oldu. Daha önce 12 metre derinliğe ulaşan Meke Gölü, artık sadece çamurdan ibaret.

Yağışlar çok azaldı
Tam yirmi yıldır Meke Gölü'nün yüzlerce fotoğrafını çektiğini söyleyen Konyalı fotoğraf sanatçısı İbrahim Dıvarcı da Meke Gölü'nün sularının aşırı derecede çekilmesinden şikayetçi. Dıvarcı, "Yirmi yıldır Meke Gölü'nün hemen her açıdan fotoğraflarını çektim. Ama son senelerde göl göl olmaktan çıktı ne yazıkki eski karelerdeki görüntüleri şimdi sadece hatıra olarak saklıyoruz" diyor. Daha önceki su seviyelerini gösteren Dıvarcı, son yıllarda özellikle küresel ısınmanın da etkisiyle suların bu denli çekildiğini belirtiyor. Meke civarında ağaçlandırma çalışmalarının yapıldığını ama bu ağaçların henüz yağmur getiremeyecek kadar küçük olduklarını ifade eden Dıvarcı, bu ağaçlar da olmasa Meke Gölü civarının çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu söylüyor.
 
Nasıl oluştu?

Konya'ya 101 kilometre uzaklıkta bulunan Meke Gölü, Angıt, Sakarmeke, Kızılbacak, Uzunbacak, Deli Doğan ve Yeşilbaş gibi kuş türlerini barındırıyor. 1. derecede doğal sit alanı olan göl, iç içe 2 krater gölünü barındırıyor. Göllerin oluşumu şöyle: 5 milyon yıl önce volkanik patlamayla oluşan krater, zamanla suyla dolarak göle dönüştü. Daha sonra ikinci bir volkanik patlama meydana geldi ve gölün ortasındaki ikinci volkan konisi oluştu. Zamanla o da suyla dolarak ikinci bir göle dönüştü. Bir ada olarak ana mekenin ortaya çıkmasını izleyen dönemlerde çeşitli patlamalarla bir bölümü ana koniye bitişik, bir bölümü de ada halinde olmak üzere 7 tane küçük meke daha ortaya çıktı.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Dünya bir Mevlevihane

8/3/2007 · Kategori: Son Dakika Haberleri

 

Nihayet aylarca üzerinde çalıştığımız belgesel ve fotoğraf albümü yayınlandı. Bu çalışmanın bütün çekim aşamalarında tercüman göreviyle bulundum. Bunun yanında kameramanlık, jimmy-jib operatörlüğü hatta hamallık bile yaptım. Ee belgesel dediğin de böyle çekilir.. Bize destek veren Kültür Bakanlığına teşekkür ederiz...

 

İşte belgeselin tanıtım yazısı:

 

Dünya üzerinde 11 ülkede bulunan 14 Mevlevihane’yi konu alan ve Unesco 2007 Dünya Mevlana Yılı münasebetiyle çekilen Dünya Mevlevihaneleri Belgeseli ve Fotoğraf Albümü yayımlandı. Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nün finansal desteği ile hazırlanan belgeselin yapımcılığını Martı Prodüksiyon adına Feyzi Şimşek üstlenirken, koordinatörlüğünü Ahmet Kuş, bilim danışmanlığını Prof. Dr. Haşim Karpuz yapmış. Senaryosunu şair-yazar Tacettin Şimşek’in, teknik danışmanlığını ise yazar Sadık Yalsızuçanlar’ın üstlendiği belgeseli İbrahim Dıvarcı yönetmiş. Belgesel Türkçe ve İngilizce 60’ar dakikalık iki versiyondan oluşuyor. İngilizce çevirilerini ve dış ülke çekimlerinde tercümanlığını Umut Yavuz’un yaptığı belgeselin ayrıca 3 dakikalık İngilizce ve 5 dakikalık Türkçe versiyonları da mevcut.
Dünya Mevlevihaneleri Fotoğraf Albümü ise bu projenin ikinci ayağını oluşturuyor. 288 sayfadan oluşan bu albümün girişinde bulunan makaleyi konunun uzmanı Prof. Dr. Haşim Karpuz kaleme almış. Albümdeki fotoğraflar 3 aydan fazla süren ve 11 ülkede gerçekleştirilen uzun çekim maratonu sonunda ortaya çıkmış ve fotoğrafların tamamı bu albümde ilk kez yayınlanıyor. Hem belgeselin teknik boyutu ve senaryosu hem de fotoğraf albümünün baskı ve grafikleri de çok titiz bir işçiliğin ürünü.
Konya Kültür ve Turizm Müdürlüğü bu tür çalışmalarla hemen her yıl ödül alıyor. Örneğin geçen yıl Türkiye Yazarlar Birliği Kamu Yayıncılık Ödülünü almışlardı.
Mevlana’nın düşünceleri ve Mevlevilik dünyanın dört bir tarafına yayılmış ve bugün bile etkisini devam ettiriyor. İşte bu etkinin en önemli göstergesi de dünya üzerinde farklı coğrafyalarda hala varlığını devam ettiren Mevlevihaneler. Fotoğraf albümünün girişinde de belirtildiği üzere Selçuklu Devleti’nin son dönemi ile Beylikler Döneminde desteklenen Mevleviliğin Osmanlı Devleti ile zamanın da devlet katında ciddi destek bulması sonucunda Mevlevilik üç ayrı kıtaya ulaşmış, o coğrafyalarda insanlarının düşünce dünyasını şekillendirmiş. Bazı araştırmacıların Osmanlı Coğrafyası diye adlandırdığı bu büyük coğrafyanın bu gün sadece on bir ülkesinde Mevleviliğin fiziki yönünü temsil eden Mevlevihane kalmış. Birer eğitim ve güzel sanatlar akademisi gibi vazife yapan Mevlevihanelerin en azından bu günkü halinin kayıt altına alınması ve kamuoyunun dikkatlerinin bu konuya çekilebilmesi amacı ile hem bir belgesel film hem de fotoğraf albümü hazırlanması düşünülmüş ve Unesco’nun Hz. Mevlâna ile ilgili kararından sonra düşünce safhasından icra safhasına geçirilebilmiş. İşte bu belgesel ve fotoğraf albümü de böyle bir düşüncenin mahsulü olarak bugün önümüzde duruyor.
Belgesel çalışmasına göre bugün dünyada 14 adet Mevlevihane varlığını sürdürüyor. Bunlar Suriye’de Halep, Humus ve Şam; Mısır’da Kahire; Filistin’de Kudüs; Lübnan’da Trablusşam; KKTC’de Lefkoşa; Bulgaristan’da Filibe; Kırım’da Gözleve; Kosova’da Priştina; Bosna-Hersek’de Saray Bosna; Macaristan’da Peç; Yunanistan’da ise Atina ve Hanya şehirlerinde bulunan Mevlevihanelerdir.
Bu eser Kültür Bakanlığının desteklediği en güzel çalışmalardan biri olarak karşımızda duruyor. Bu çalışmaya göre Dünya Mevlevihaneleri şu şekilde sıralanmakta:

1-Halep Mevlevihanesi
Suriye’nin Halep şehrindeki Bab-ül Farec  semtindedir. Burası tarihi şehir tabir edilen alanda bulunmaktadır. Halk arasında El Camii ül Mevleviye adı ile bilinmektedir. Resmi kayıtlarda adı Mollahane Camii olarak geçmektedir.
2- Humus
Mevlevihane şehir merkezinde,belediye  ve maliye binaları arasında  yer almaktadır. Sadece mescit ve binaların bir kısmının duvarları günümüze ulaşabilmiştir.
3- Şam
Mevlevihane  Emeviye Camii’ne yaklaşık 500 mt uzaklıkta. Eski  İstasyon binasının çaprazında Nasr caddesi üzerinde.
4-Kahire
Mevlevihane eski Kahire’de. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Camii’ne yaklaşık 1 km uzaklıkta.
5- Kudüs
Mevlevihane doğu Küdüs’te sur içinde İbn-i Cerrah sokağı ile Mevleviye sokağının kesiştiği noktada bulunmaktadır. Şu an Filistinli bir aile  Mevlevihanenin müştemilatını oluşturan yapıları mesken olarak kullanmaktadır.
6-Trablus-Şam
Ebu Ali Deresi kenarında  Trablus kalesine yaklaşık 100 mt mesafededir. Şu an yıkık durumdadır.
7-Kıbrıs
Leşkoşe’de Sur içi diye bilinen yerde Girne Kapısı yakınlarında yer almaktadır. Günümüzde Mevlevi müzesi olarak kullanılmaktadır. 
8-Filibe
Bizim Filibe Bulgarların Plovdiv dediği şehirdedir. Şehrin eski kısmında yer almaktadır.Günümüzde restorant olarak kullanılmaktadır.
9-Gözleve
Ukranya’nın Kırım Muhtar Cumhuriyeti’nin Gözleve–Yevpotorya şehrinde bulunmaktadır. Limana yaklaşık 500mt uzaklıktadır. Yine çok ünlü bir eser olan Gazi Giray Camiine çok yakındır. Müze olarak kullanılmaktadır.
10-Kosova
Priştina şehrinde bulunmaktadır. Küçük bir binadır. Bir başka tarikat tarafından Tekke olarak kullanılmaktadır.
11-Bosna-Hersek
Mevlevihane daha bilinen adı ile İsa Bey zaviyesi Bent Başı denilen yerdedir. Milli Kütüphaneye çok yakın bir alandır ve günümüzde sadece temelleri mevcuttur.
12-Atina 
Atina’nın Plaka semtinde Roman Agora denilen sit alanı içindedir. Bir adı da “rüzgarlar kulesidir.” Mevlevihane İsa Bey Camii ile aynı avlu içindedir.
13-Girit
Girit Adasında Hanya (Hania) şehrindedir. Şu anda yetim çocukların barındığı bir yurt olarak kullanılmaktadır.
14-Peç
Macaristan’ın Peç şehrindedir. Yakovalı Hasan Paşa tarafından yaptırıldığı için O’nun adı ile anılmaktadır. Günümüzde Camii kısmı ile semahanenin bir kısmı ayaktadır.  Türkler Müzesi  olarak kullanılmaktadır.

 

Yorum (3) Yorum yaz!

Hoş resimler oluşturun...

27/2/2007 · Kategori: Son Dakika Haberleri

 

Bu resimleri http://www.imagechef.com adresli siteden yapabiliyorsunuz. Bir çok seçenek var. Hoşuma gitti paylaşmak istedim.. Sevgiler...

Yorum (1) Yorum yaz!

Sanal yalanlar da gerçek yalan kadar günahtır...

13/2/2007 · Kategori: Son Dakika Haberleri

Ne çok muzdaribim şu internet yalanlarından... Ne olur kimseye yalan söylemeyin, ne sanalda ne gerçekte... İkisi de yaralıyor çünkü... Hem de gerçekten yaralıyor..

 

İşte Zaman gazetesinden bununla alakalı bir haber:

 

Sanal âlemde söylenen yalanların masum olduğunu, kimseye bir zararı olmadığını söyleyenlerin aksine uzmanlar bu yalanların, gerçek hayatta söylenen yalanlardan bir farkı olmadığını söyledi.

İnternette sanal ortamda takma isim ve meslekle yapılan sohbetlerin dinen uygun olmadığını söyleyen Sakarya Üniversitesi (SAÜ) İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Erbaş, kişilerin gerçek hayatta birbirlerine yalan söylemesi nasıl haramsa, sanal ortamda da söylenen yalanların haram olduğunu kaydetti. Sanal ortamdaki sohbetlerin yalanı 'sıradanlaştırdığını' ve gerçek hayatta da bunun yansımalarının görüldüğünü vurgulayan Erbaş, "Çok tehlikeli bir yoldayız. Artık, internetteki yalan sohbetler cinayete kadar gidiyor." dedi. Prof. Erbaş, bugün hayatın neredeyse bir parçası olan çetleşmede bilinen fakat önemsenmeyen bir tehlikenin altını çizdi. Sanal ortamda kişilerin genelde kişiliğini, mesleğini, eğitim düzeyini, evli-bekâr gibi gerçek bilgileri saklayarak sohbet ettiğini dile getiren Erbaş, "Yalan, yalandır. Yalanın gerçeği, sanalı olmaz. Yalan nerede olursa olsun kişiyi kötülüğe sürükler. 'Aman ne olacak nasıl olsa beni hiç kimse tanımıyor' deyip sanal âlemde yalan söylemenin de sonu çoğu zaman acı bitiyor. Sanal yalanlar sebebiyle evlilikler sona eriyor, cinayetler işleniyor, toplumun ahlaki yapısı giderek bozuluyor." uyarısında bulundu.

Dinimizin, yalanı kesinlikle yasakladığını belirten Erbaş, yalandan çok korkmak gerektiğini vurguladı. Erbaş, "Yalan, felaket demektir. Ne yazık ki bugün internetin yanlış kullanımı yalanı körüklüyor. Sanal ortamda yalan artık sıradanlaştı. Bunun gerçek hayata yansımaları da var. Bu, zaten açıkça görülüyor. Gerçek bir Müslüman sanal ortamda da asla yalan söylemez. Yalan, her yerde yalandır. İnternet yalanı ne yazık ki bugün sıradanlaşıyor." diye konuştu.  

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ingmar Karlsson ile AB üzerine..

12/2/2007 · Kategori: Son Dakika Haberleri

 

İsveç Başkonsolosu Ingmar Karlsson ile İstanbul Valiliğinde Mavi Salonda bir araya gelme imkanı bulduk. Karlsson burada çok önemli açıklamalarda bulundu ve sorularımızı cevaplandırdı. İşte bu görüşmede ortaya çıkanlar:

 

Umut YAVUZ / İSTANBUL

 

İslâmiyet’in bir Avrupa dini olduğunun kabul edilmesi gerektiğini söyleyen İsveç’in İstanbul Başkonsolosu Ingmar Karlsson, Türkiye’nin AB üyeliğinden dışlanmasının bir felâket olacağını ve böyle bir durumun Avrupa’da bir medeniyetler çatışmasına yol açacağını kaydetti. Ortadoğu’da söz sahibi olmak isteyen bir AB’nin mutlak surette Türkiye’nin birliğe katılımını isteyeceğini sözlerine ekleyen Karlsson, İstanbul Valiliğinde verdiği konferansta AB’nin yaşlı nüfus ve işgücü problemlerinin de çözülmesi için Türkiye’nin birliğe tam üye olmasına şiddetle ihtiyaç duyacağını belirtti.

İstanbul Valiliği’nin düzenlediği Mavi Salon AB Konferans dizisi faaliyetleri çerçevesinde önceki gün İsveç Başkonsolosu Ingmar Karlsson “Barışçı ve Uzlaşmacı bir Avrupa’da Türkiye’nin yeri” başlıklı bir konferans verdi. Aynı zamanda aydın bir akademisyen ve yazar olan Karlsson bu konferansta Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili çok önemli ve ufuk açıcı bir konuşma yaptı.

Konuşmasına Türkiye gibi büyük bir ülkenin Avrupa Birliği’ne girmemesinin mümkün olmadığını söyleyerek başlayan Karlsson, Türkiye’nin üyeliğinin önüne çıkarılan engellerin tamamen sunî ve saçma engeller olduğunu söyledi.


AB sözünü tutmalı


Konuşmasının hemen başında bu konuda bir örnek veren Karlsson, 1963 yılında İngiltere’nin AB’ye üyeliğinin tartışıldığı bir ortamda Fransız lider Charles DeGaulle’ün İngiltere için “Böyle bir tarım politikasına sahip olan bir ülkenin AB’ye üye olması düşünülemez” derken, bundan bir yıl sonra 1964 yılında ise Türkiye hakkında “Türkiye AB’ye üye olmalıdır” dediğini hatırlattı. Bu anlamda bundan tam 43 yıl öncesinden beri Türkiye’nin AB’ye üye olacağının deklare edildiğini ifade eden Karlsson, Türkiye ile de resmi müzakerelere Ekim 2005’te başlandığını hatırlattı. İsveç Başkonsolosu bugün bazı politikacıların DeGaulle’ün İngiltere için söylediklerine benzer şeyleri Türkiye için söylediğini kaydederek, “Avrupa değerlerinin temeli Roma Yasaları’na dayanıyor ve Roma Yasaları’nın en temelinde “Sözünüze, sözleşmenize sadakat gösterin” denilmektedir. Türkiye reform süreçlerini uygulayarak verdiği sözleri yerine getirdi ama AB diğer ülkelere uygulanmayan yeni şartlar uygulayarak sözünün arkasında durmuyor” ifadelerini kullandı.


Tartışılan argümanlar


Karlsson Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğini engellemek için öne sürülen bahanelerden birinin özellikle Fransa’nın dillendirdiği AB’nin Türkiye’yi absorbe edemeyeceği yani hazmedemeyeceği görüşü olduğunu belirtti.

Karlsson aynı soruyu Fransızlara soracak olsanız “Hayır bir absorbe edilmedik” diyeceklerdir ifadelerini kullanarak “absorbe” kavramını bir saçmalık olarak nitelendirdi. Bu manada 2004 yılında 10 ülkenin birden ve sonra Bulgaristan ve Romanya’nın da Birliğe üye olmasının genişleme sürecindeki kritik ve dramatik bir adım olduğunu söyleyen İsveç Başkonsolosu, bu şekilde bir genişlemeden sonra AB vizyonunun çok farklılaştığını ve değiştiğini ifade etti.

AB ülkelerinde demografinin son derece önemli bir faktör olduğunu belirten Karlsson, Türkiye’nin katılımıyla Birliğin daha enerjik ve genç bir nüfusa sahip olacağını söyledi. Karlsson’un ifadelerine göre, Türkiye 2015 yılında 82 milyonluk bir nüfusla Almanya’ya eşit hale gelecek. 2025 yılında ise yaklaşık 88 milyonluk nüfusuyla AB’nin en büyük nüfuslu ülkesi haline gelecek. Ancak Türkiye’nin böyle bir durumda AB’de işgal ettiği oranlar, bugünkü Almanya’dan daha düşük seviyede olacak.

Bu sebeple Türkiye’nin üyeliğinin iddia edildiği gibi absorbe edilemeyecek ya da AB içinde dengeleri bozacak bir durum olmayacağını belirten Karlsson Avrupa Parlamentosunda her komisyonda her ülkeden sadece bir delege bulunduğunu hatırlattı. Avrupa Parlamentosu’nda milletvekili dağılımında çıkabilecek sorunlara da değinen Karlsson, şu anda 732 milletvekili bulunan Parlamento’ya Türkiye’nin katılımı ile büyük çoğunlukları bulunan İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin üye azaltımına gitmek zorunda kalabilecekleri ancak bunun büyük bir probleme sebep olmayacağını belirtti.

Türkiye’nin önüne çıkarılan bir başka engelin de kültürel, coğrafik ve dinsel farklılıklar olduğunu kaydeden Karlsson, Avrupa Birliği’nin temelini teşkil eden Roma Antlaşmasında AB’ye üye olacak bir ülkenin toprağının yüzdesinin ne olacağı konusunda bir ifadenin kullanılmadığını hatırlatarak bu konuda çarpıcı örnekler verdi. Karlsson şunları söyledi:

*Türkiye’nin Avrupa kıtasında bulunan toprakları 24 bin kilometrekarelik bir alan ile bazı Avrupa Birliği ülkelerinin bütün topraklarından bile fazladır.

*Türkiye’nin Avrupa kıtasındaki toprakları Belçika ve Hollanda gibi Baltık ülkelerinden biraz küçük hatta neredeyse eşittir.

*Nüfus konusunda ise Türkiye’nin Avrupa Kıtası’nda yer alan topraklarında yaşayan nüfus, İsveç gibi ülkelerin toplam nüfusundan fazladır.

*AB’ye üye olan Güney Kıbrıs ve Malta gibi bölgeler Avrupa kıtasında yer almadıkları gibi, bulundukları konum itibariyle Tunus’tan bile daha güneyde ve Türkiye’den daha Doğu’da yer almaktadır.

*AB üyesi olan Fransa’nın bir çoğu Afrika kıtasında bulunan sömürgeleri de resmi olarak AB üyesi sayılmaktadır.

Karlsson daha sonra Fransa eski Cumhurbaşkanı ve Avrupa Konvansiyonu eski başkanı Giscard d’Easting’in “Anadolu Asya’ya aittir” sözlerini hatırlattı ve bu yanlış anlayışın Avrupa’daki bazı politikacılarda yerleşik olduğunu ifade etti. Karlsson aynı konuda DeGaulle’ün İngiltere için zamanında “Avrupa’ya ait olmayan ada” tabirini kullandığını da sözlerine ekledi. Bu açıdan Türkiye’nin coğrafi olarak üyeliğine bir engel olamayacağını beyan eden Karlsson, bazılarının dil farklılığından dem vurduğunu ve Türkiye’nin dilinin Hint Avrupa dilleri ailesine ait olmadığını ileri sürdüklerini söyleyerek, “Bunlara AB üyesi olan Finlandiya, Macaristan ve Estonya dillerini örnek gösteriyorum, çünkü bu diller Avrupa dillerinden ziyade Türkçe’ye daha yakındır. Aynı zamanda Malta dili de Arap dillerine yakın bir dildir” ifadeleriyle cevap verdi.


AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var


Türkiye’nin jeopolitik ve güvenlik ile ilgili argümanlarına da değinen Karlsson, Türkiye’nin üyeliğe ile Avrupa’nın sınırlarının Ortadoğu’ya dayanacağını ifade ederek, bazı Avrupalı politikacıların bu konuda endişe duyduklarını ancak bunun yersiz bir endişe olduğunu ifade etti. Karlsson, Avrupa’nın Ortadoğu’daki gerilimden kendini izole edemeyeceğini, bunu görmezden gelemeyeceğini söyleyerek, bilakis Avrupa’nın ABD’nin alternatifi olarak Ortadoğu konusunda daha dengeli ve uzlaşmacı bir güç olması gerektiğini ve bu idealini Türkiye’nin Birliğe katılımı ile gerçekleştirebileceğini ifade etti. Karlsson, Türkiye’nin güçlü ve tecrübeli ordusu ile Avrupa’nın gücüne güç katacağını hatırlatarak, “Ortadoğu’daki her gerginlik Avrupa’yı da ilgilendirir ve Avrupa’nın buna duyarsız kalmamak için Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye aynı zamanda Ortadoğu ülkeleri için örnek bir ülkedir” dedi. Karlsson Türkiye’nin İslam ve demokrasinin bir arada olabileceğinin en önemli kanıtı olduğunu da ifadelerine ekledi.

Konuşmasının bu safhasında ABD’nin Irak müdahalesine de değinen Karlsson, Irak’a demokrasi getireceğini iddia eden ABD’nin 3 yıldır silahlı güçlerle gerçekleştiremediği reform ve demokrasi hareketlerinin, AB’nin yumuşak desteği ile Türkiye’de başarıyla gerçekleştirilmesinin çok önemli bir örnek ve mesaj içerdiğini söyledi. Karlsson bu açıdan Türkiye’nin AB’den dışlanmasının reform politikalarına karşı olanlarının elini güçlendirdiğinin de altını çizdi.


Türkiye dini sebeple dışlanamaz


Türkiye’nin AB’den dışlanmasında dinsel argümanları kullananlara da çok önemli mesajlar veren Ingmar Karlsson, Avrupa’nın hiçbir dinsel ifadeyle tanımlanamayacağını çünkü bu açıdan Birlik içinde dahi ihtilaflar bulunduğunu söyledi. Hıristiyan dünyasında bile Hıristiyan değerleri üzerinde bir uzlaşı üzerinde olunmadığını ifade eden Karlsson, böylesi bir durumda AB’yi Hıristiyan temeller üzerine oturtmanın mümkün olmadığını kaydetti. Buna örnek olarak kendi ülkesi olan İsveç’in müzakere sürecinde Katoliklik temelinde tanımlanacak bir AB’de en başta yer almayacağını ifade eden Karlsson, İsveç’te de AB üyeliğine karşı olanların kullandığı argümanlardan birinin Katolik-Protestan karşıtlığı ve “Bizi Papa mı yönetecek?” korkusu olduğunu söyledi. Ancak neticede Birlikte Hıristiyanlık temelinde bir yapılanma olmadığı için bugün İsveç’in üye olduğunu belirten Karlsson, Romanya, Yunanistan ve Bulgaristan gibi Ortodoks ülkelerin de AB’de yer alabilmesini AB’nin dinsel temelde bir yapılanma olmadığına delil gösterdi.


Türkiye dışlanırsa medeniyetler çatışır


Bu açıdan İslamiyet’in zaten halihazırda bir Avrupa dini olduğunu söyleyen Ingmar Karlsson, bazı istatistiklerle de bu görüşünü delillendirdi. Karlsson, 30 yıl içinde Avrupa’da 65 milyon Müslüman olacağını ifade ederken, yakın bir zamanda kendi ülkesi İsveç’de cuma namazına giden Müslüman sayısının, kiliseye giden Hıristiyan sayısından daha fazla olmasının beklendiğini belirtti. Bu bakımdan Türkiye’nin AB’den dışlanmasının ve üyeliğinin red edilmesinin, Avrupa içinde yaşayan Müslümanlara olumsuz mesajlar vereceğini, onlara kendilerini de dışlanmış hissettireceğini söyleyen Karlsson, “Bu gettolaşmayı artıracak, entegrasyonu zayıflatacak ve Müslümanlarda ikinci sınıf olma hissine sebep olacaktır” dedi. Karlsson bu sebeple AB’nin Türkiye’yi reddinin bir felakete yol açacağını ve bir nevi medeniyetler çatışmasına sebebiyet vereceğini kaydetti. Bu medeniyetler çatışmasının sinyallerinin halihazırda Fransa ve İngiltere’de yaşanan banliyö isyanlarında açıkça görülebileceğini ifade eden Karlsson, “Halbuki Avrupa’ya entegre olmuş, ılımlı ve modern bir İslam isteniyorsa Türkiye muhakkak üyeliğe kabul edilmelidir” dedi. Sözlerinin sonuna doğru Karlsson, AB ve Türkiye’nin karşılıklı olarak birbirine ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Avrupa yaşlanan nüfusu ve azalan işgücü karşısında çaresizlik yaşayacaktır. Bu sebeple Afrika’dan işçi getirmek yerine, Türkiye’nin enerjik ve genç nüfusuna ihtiyaç duyacaktır” dedi.


İsveç destekçimiz


İsveç’in İstanbul Başkonsolosu Ingmar Karlsson son olarak İsveç’in Türkiye’ye müzakere sürecinde tam destekçi olduğunu belirterek, İsveç Parlamentosunda Türkiye’nin üyeliğine karşı olan tek bir milletvekilinin bile bulunmadığını kaydetti. 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Haydi Sigarayı Boykot Edelim

9/2/2007 · Kategori: Son Dakika Haberleri

 

Biliyorsunuz Bugün 9 Şubat Dünya Sigarayı Boykot günü, ben de büyük bir sigara düşmanı olarak Sigarayla Savaşanlar Vakfı'nın The Marmara Otel'de böyle bir gün münasebetiyle düzenlediği basın toplantısına yanıma muhabir arkadaşım Ahmet'i de alarak katıldım. Burada vakfın başkanı Ubeyd Korbey, Eski Sağlık Bakanı Bülent Akarcalı, Prof Orhan Kural ve futbolcu Tanju Çolak gibi isimler güzel konuşmalar yaptılar. Özellikle Bülent Akarcalı'nın sigara şirketlerinin Küresel Bir Soykırım yaptığına dair tespiti çok çarpıcıydı. Zira her sene sigara ve buna bağlı sebeplerden 5 milyon insanın öldüğünü ve bunun en büyük soykırım olduğunu ifade etti. Toplantı sonunda futbolcu Tanju Çolak, sigara adamına Taksim meydanında gol attı ve sonra İstiklal'de yürüyüş yapıldı.
Neticede güzel bir faaliyet oldu.

Bu arada rakamlarla sigaranın sebep olduğu felaketler de toplantıda biz basın mensuplarına tebliğ edildi. Biz de size ulaştırıyoruz:

* Ülkemizde 23 milyon civarında sigara içicisi var.
* 19.5 milyonu 19 yaş üstü, 3.5 milyonu ise 11-19 yaş arası gençler ve çocuklar
* 19 yaşın üstündekiler günde ortalama 14 tane sigara içiyorlar.
* 19 yaşın altında kalanların günlük ortalaması ise 5 adet
* 13 yaş ve üstü sigara içenlerin oranı % 40
* Erkeklerde bu oran % 57 (1988'de yüzde 43 idi, artış % 32)
* Kadınlarda ise oran % 27 (1988'de yüzde 18 idi, artış % 50)
* Son 15 yılda kadınlarda artış hızı daha fazla.
* Üniversite öğrencilerinde sigara içme oranı % 58
* 23-36 yaş arasında yaklaşık 9.5 milyon içici var, bu yaş grubunda sigara içme % 67 ile en yüksek oran.

Yorum (2) Yorum yaz!

Son Dakika Haberleri

17/12/2006 · Kategori: Son Dakika Haberleri

 

 

 

Powered by "sentezhaber.com"

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

Umutyavuz.com

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım