Bu dökülen son kan mı olacak?

18/5/2007 · Kategori: Genc Yaklasim

(Faili mâlum cinayetlerle ilgili…)

 

Hani Rabbin meleklere, “Muhakkak ben yeryüzünde, bir halife yaratacağım” dediği vakit onlar, “Oradaki düzeni bozacak ve yeryüzünü kana bulayacak bir mahluk mu yaratacaksın? Oysa biz sana devamlı hamd, ibadet yapıp, Sen’i tenzih etmekteyiz” dediler. (Bakara, 30)

 

Şüphesiz ki insan fesad çıkarıcı ve kan dökücü olarak melekleri haklı çıkardı. Ama Allah yukarıdaki diyalogun akabinde: “Ben, sizin bilmediğiniz pek çok şeyi bilirim” diye mukabele etmişti ve evet onun bildiği, meleklerin bilmediği ve dahi bizim de bilmediğimiz bir çok şey vardı.

Yukarıda zikredilen hadiseyi birçok kutsal kaynak da aynen bu şekilde aktarmaktadır. İnsanın dünyaya geliş serüveninin arka planında böyle bir soru işareti mevcuttu aslında: ‘İnsan fesad çıkarıp kan mı dökecekti?’

Evet, muhakkak Allah da bunu biliyordu, insan yeryüzünde günah işleyecekti. Ama acaba ilk günahı kim işlemişti. Dünyada ilk kan dökeni biliyoruz. Ama asıl ilk günahı kim işlemişti onu düşünmek gerekiyor. Adem’in, (as) diğer değişle insanın kâinat sahnesine çıkışından sonraki ilk günahı İblis işlemişti. İblis’in günahı ise kibirdi. Bu aynı zamanda onun en sevdiği günah olacaktı gelecekte. O kendisinin ateşten yaratılıp, ademoğlunun topraktan yaratılmasını bahane ederek üstünlük taslamış, sonunda kibirlenip Adem’e saygısızlık etmişti. Bu günahı neticesinde de Allah’ın huzurundan kovulmuş ve meşhur İblis iken; Şeytan-ı Racim (kovulmuş şeytan) olmuştu. (A’raf, 11-18)

Bundan sonra kendisi cennetten kovulan şeytan ve avaneleri, ademoğlunun cennete giden yoluna oturmaya söz vermiş; Allah da ona kıyamete kadar mühlet vermişti. (Sâd, 71-85)

Şeytan da o gün bugündür dediğini yapmak için elinden geleni ortaya koyuyor ve aldatıcı oyunlarıyla önce ademoğlunun cennetten dünyaya sürgününe sebep oluyor ve onu doğru yoldan ayırmak için çalışıyordu. İşte yine böyle bir oyunu neticesinde dünyaya sürgün edilen Adem’in neslinden Habil ile Kabil’i birbirine düşürmüş ve dünyada ilk kanın, hem de kardeş kanının dökülmesine sebep olmuştu. Evet, Kabil nefsine ve şeytana ayak uydurmuş ve kıskandığı kardeşi Habil’i öldürmüştü. Böylece yeryüzünde kıyamete kadar sürecek olan cinayetlerin de ilkini işlemişti.

İşte Nisan ayının ortalarında Malatya’da hunharca katledilen insanların dehşetli haberini ilk duyduğumda aklıma insanoğlunun tarihinde işlenen ilk günah ve ilk cinayet geldi. Şüphesiz insanın yaratılışında şiddet ve kan dökmeye meyyal unsurlar da bulunuyordu ve bu yönleriyle belki fesada sebebiyet vereceği endişesini meleklere de hissettirmişti. Ya da bazı kutsal kaynaklarda söylendiği gibi insandan önce dünyada yaşayan başka unsurlar da kan dökmüş ve fesat çıkarmış, melekler bu sebeple korkuya kapılmışlardı. (Tâberi, 1.cilt, 9-10)

Hangisi olursa olsun insanın mayasında bulunan diğer her duygu gibi şiddet duygusunun da yanlış istimali sonucu kötü neticeler vereceği besbelliydi. Denilir ki Allah insanı yaratacağı zaman Azrail’i dünyadan toprak getirmesi için görevlendirmiş ve Azrail de yeryüzündeki her çeşit topraktan birer tutam toplayıp götürmüştür. İşte insanın özünde -tıpkı toprağın iyi ve kötüsünün olabileceği gibi- her türlü özelliğin bulunması bu sebeple açıklanıyordu. Toprağı işlettiğiniz ölçüde ondan meyveler, semereler elde ettiğiniz gibi, insanın özünde bulunan herhangi bir özelliği, herhangi bir şekilde işletirseniz alacağınız netice de öyle olacaktır. Tıpkı toprağa ne ekerseniz, onu biçeceğiniz gibi…

Malatya’da ölenler de, öldürenler de insandı. Kimin masum olduğunu ancak Allah bilebilir, ancak cinayeti işleyenlerin masum olmadıkları aşikârdı. Cinayetlerin Allah yolunda işlendiği bile iddia edildi. Ancak burada önemli olan şuydu ki: Acaba Allah işlenen bu cinayetlerden razı mıydı?

Hiçbir kutsal kitapta masumların öldürülmesinin emredilmediğini herkes bilir. Ancak buradan masum olmayanların hunharca öldürülebileceği manası da çıkmaz. Asıl önemli olan kimin masum olup, kimin olmadığına nasıl karar verileceğidir. Bu selahiyetin de şahısların elinde olmadığı da su götürmez bir gerçekliktir.

Böylesi bir ölçütü koyacak mekanizmalar eğer bir toplumda varsa (yargı, emniyet gibi..) bunun kararını vermek şüphesiz şahıslara düşmez. Allah da ‘haksız yere cana kıymayı’ büyük günahlar arasında sayarak ve bunu ‘bütün insanlığı öldürmekle’ eşdeğer tutarak bu konudaki hükmünü beyan etmiştir.

Herşey bir yana toplumda eğer işlenen her cinayetten sonra “oh olsun” diyecek birileri var ise asıl sorgulanması gereken de budur diye düşünüyorum. “Oh olsuncular” cinayetlerdeki her günah zerresine ortak olduklarının farkında mıdırlar acaba? Daha da trajik olanı bu cinayetin toplumda bir karşılığı olduğu gibi ürpertici bir gerçeğin yansıması değil midir bu?

Ya da bu cinayetlere sebebiyet verecek gerginlik ortamını her daim toplumda diri tutan ‘güçler’… Bunlar da ister ‘karanlık’, ister ‘derin’ olsunlar cinayette pay sahibidirler.

Cinayet ister ‘münferid’ olsun ister ‘provokatif’ olsun neticede cinayettir. Şimdi herkesin düşünmesi gereken acaba bizim de cinayette bir payımız var mıydı, sorusudur. Çünkü bir şeye sebebiyet veren de tıpkı onu işlemiş gibidir.

 

İlk günahı işleyeni de ilk kan dökeni de biliyoruz. Bilmediğimiz tek şey ise bunun sonunun ne zaman geleceği. Onun da; masumlar ile zalimlerin birbirinden  ayrılacağı kıyamet gününde olacağına inanıyoruz..

 

Genç Yaklaşım Mayıs sayısında yayınlanmıştır...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:Nuray | Tarih: 2007-06-23 10:55:24
Konu: cinayet...

agzina, eline, gönlüne ve yüregine saglik...

böyle piril piril gencleri gördükce, duydukca icimize, yüregimize serptiginiz umut icin söyleyecek söz bulamiyorum..

Allah yolunu acik etsin


*
*

Övgü dolu sözleriniz için teşekkür ediyorum.. içinizdeki umut hiç sönmesin.. sevgiler..

Düzenleyen umutyavuz666 gün: 24/6/2007 saat: 18:05

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »

Umutyavuz.com

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım