GÜNEŞE GİDEN YOL

21/8/2007 · Kategori: Hikayelerim

Her şeyin bir vakti var! (2)

Seyyah çıktığı yolda ilk menziline vardığı zaman şafak henüz sökmek üzereydi. Güneşin ilk ışınlarının dünyaya ulaşmasına tam sekiz dakika kala şehrin orta yerinde yükselen yeşil kubbenin önüne ulaştı.

Konya’da şehre hakim olan çorak sarı rengin hasret kaldığı yeşil renk sanki bu kubbedeki ışıltıyla gideriliyordu. “Gel” sesleri bu noktada merkezileşmiş ve kavisler alarak yükseliyor gibi bir his doldu içine… Burada soluklandı. Heybesini açtı, kalem ve kâğıdını çıkardı, şu mısraları yazdı:

Sarı yolları aşarak,
Yeşil kubbeyi sardın…
Karanlığı yırtarak;
Ey yolcu,
Sonsuz güneşe vardın.

Bu esnada güneşin ilk ışıkları vurdu kubbenin en üst kısmına. Gözleri kamaştıran bir şekilde ışın haleleri bir doğuya, bir batıya, bir kuzeye, bir güneye, aşağıya ve yukarıya, kısaca bütün cihetlere yayıldı. Şehre varalı sekiz dakika olmuştu ve güneş nihayet doğmuştu. Seyyah sorularla dolu zihnini bu yeşil ve rahat kubbenin gölgesine yaslayarak, onun gözleri yormayan ışığından istifade etmek istedi birden. Sesler kesilmiş; şimdi yerini esrarengiz bir sessizliğin, kulakları sağır eden gürültüsüne bırakmıştı. Susan her şey, bir şeyleri haykırıyordu. Seyyah ilk defa böyle bir hisse kapılmıştı. Sükutun deli eden uğultusunu bundan sonra çok defalar daha dinleyecekti ama o şimdilik bunun farkında değildi tabii ki…

Şimdi kulak kesilmişti adeta. Söylenmeyeni işitmek için kulak kâfi gelmezdi belki ama o; gözünün önünden akıp giden levhalardan kendisine iletilmek istenen mesajı anlamıştı aslında.

Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım;
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Geleli az olmuşken gidişine emareler bulmak rahatsız etti seyyahı ama durmak yaraşmazdı eğer gitme vakti gelmişse… Lakin yorgundu ve dinlenmesi gerekiyordu. Dergahın kuytu bir yerine oturdu. Şimdi etrafına sakince bakınmakla meşguldü. Derken biri yanına yaklaştı. Bu derviş görünümlü kişi sessizce:

- Elimde bir harita ile bir kitapçık var, 10 liraya veririm.

Dedi ve elindekileri seyyahımıza uzattı. Seyyah hiç tereddüt etmeden kendisine uzatılanları aldı ve ücretini verdi. Derviş parayı beline monte ettiği keseye attı ve hafif ağır aksak bir yürüyüşle dergâhtan çıktı.

Seyyah elindekilere bakadursun biz bu dervişi takip edelim. Dergâhtan çıkan derviş kılıklı adam birkaç metre yürüdükten sonra yürüyüşü düzelmiş gibi hızlanmaya başladı. Daha sonra öyle hızlandı ki koşmaya başladığı bile söylenebilir… Bu esrarengiz adam ilk bakışta derviş kılığına girmiş sıradan bir işportacı gibi görünebilir ama esasında böyle değildi. Demin seyyahtan aldığı parayı karşısına çıkan ilk fakire verip, yoluna devam etti. Şehrin güneyine doğru gidiyordu. Öyle hızlı hareket ediyordu ki sanki kaçıyor yahut bir yere yetişme telaşı içinde gibiydi. Sabahın o saatinde elinde bir harita ve kitapçıkla ortaya çıkıp, sonra da bu kadar hızlıca ortadan kaybolmaya çalışması şaşılacak şeydi doğrusu. Derken bir araca atladığı görüldü, nitekim bu araç da hızlıca şehri terk edecekti bir süre sonra. Bu durumu daha da garipleştiriyordu lakin biz seyyahı bıraktığımız yere dönmeliyiz…

Seyyah şimdi dergâhta oturmuş bu haritayla kitapçığa göz gezdiriyordu. Dergâh sabahın ilk ışıkları olması hasebiyle pek bir tenhaydı. Dilenciler bile daha güne başlamamışken bu az evvelki işportacının varlığı seyyahı pek şaşırtmamıştı yine de…

Harita demiştik. Bir seyyahın en çok ilgi duyacağı şeylerden biri de haritalardır haliyle. Şimdi harıl harıl bu haritayı inceliyordu seyyah. Elindeki harita dünya üzerinde kurulu bulunan Mevlevi dergâhlarını gösteren ve Avrupa ve Asya’yı kapsayan bir haritaydı. Mevlevihanelerin bulunduğu merkezlere özel işaretler konulmuş bir de ufak açıklamalar ve notlar düşülmüştü… Kitapçık ise bu dergâhın kurucusu Hazreti Mevlana’nın hayatı ve Mesnevi’sinden seçme pasajlardan ibaretti.

Seyyah bu ikisini de heybesinin içine özenle yerleştirdi. Kafasında bazı şimşekler çakmak üzereydi. Şimdi henüz gelmişken terk etmek üzere olduğunu hissettiği bu kutsal mekânda biraz düşüncelere dalmak zamanıydı belki de… Bir seyyahın, yol almadığı zamanlarda, hareket edeceği zaman ihtiyacı olacak aksiyonu ve enerjiyi depolaması gerekiyordu… Bu fiziksel olduğu kadar ruhsal bir enerjiydi aynı zamanda. Tıpkı bir oku fırlatmak için yayın gerilmesi gibi…

Bu sebeple oturup dinlenirken kendisine gerekecek fikirsel gerilime ulaşma ihtiyacı hissediyordu seyyah şimdi.

Notlarını karıştırdı… Nur, evrenin ötesi, güneş, ışık olmak… Hep bu duygu gerilimleriyle buralara varmıştı… Gideceği yeri bilmeden yola çıkmış ve ne hafakanlarla yol almıştı… Acaba kimi dinlemeliydi, neye güvenmeliydi. Doğru yol gösterici güneş miydi, pusula mı yoksa hisleri mi? İşittikleri mi, gördükleri mi? Bildikleri mi, öğrendikleri mi yahut henüz hiç bilmedikleri mi?

Yaşadığı hiçbir şeyin anlamsız ve boşuna olmadığından emindi. Geldiği noktanın gitmesi gereken nokta üzerinde sadece bir menzil olduğunu hem hislerinden, hem elindeki haritadan, hem de şimdi yanına gelen ve “Kalkın! Vakit henüz gelmedi” diyen görevliden anlıyordu..

Evet saatlerin ilerlemesiyle oraya gelen dergah görevlisi, ziyaret saatinin henüz gelmediğini anlatmak istiyordu bu sözleriyle.

Vaktin henüz gelmemiş olması, hiç gelmeyeceği anlamına gelmezdi ya!

Zaman gitme zamanı, oturup, eğleşme zamanı değil
Nur arıyorsan, güneşe pervane olmalı, gölgeye değil
Kalp bu yolda hakikate pencere, akıl ise burak!
Ne bu durduğum yer, ne de gitmediklerim durak!

Son olarak not defterine bunları yazdı ve orayı terk etmek üzere toparlanmaya başladı. Şimdi nereye gideceğini biliyordu sanki. Bilhassa biz esrarengiz dervişin peşine düştüğümüz sırada yaşadığı bazı garip haller ve okuduğu satırlar ve sonrasında yaşananlar, şimdi içinde yer edinen hisleri oldukça kuvvetlendirmişti.

Karar verdi biraz daha burada oyalanıp bu dergâhta yolculuğu ile ilgili daha detaylı bilgiler toplayacak ve sonra da hiç vakit kaybetmeden haritadaki ilk durağına gidecekti…

Nitekim öyle yaptı ve gerçekten çok mühim bilgiler elde etti.

Bunlar neler miydi?

Dilerseniz hem bunları hem de seyyahın ikinci durağında yaşayacaklarını bir sonraki bölümde anlatalım…

-Devam edecek-

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:huzundenizi | Tarih: 2007-08-27 13:08:35
Konu: kandiliniz mubarek olsun

Bu gece bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi. Kulun Rabbine yakın olduğu gecelerin en önemlisi? Kendisine dua edenleri geri çevirmeyen, günahları bağışlayan, her şeyi bilen, gören ve duyan Yüce Allah tüm dualarımızı kabul etsin.

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »

Umutyavuz.com

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım