Mesut Uçakan'la yaptığım röportaj
14/6/2007 ·

Artık yalnızsınız...
Yönetmen Mesut Uçakan: "Başörtüsü sorunu gerçekten bir kor gibi ve kimse bunu eline almak istemiyor. Başörtülüler hâlâ yalnızlar ne yazık ki. Çünkü onlara 'Yalnız Değilsiniz' dediğimiz o dönemde, bu sadece bir temenniydi ancak sonunda onlara 'Yalnızsınız' demek zorunda kaldık..."
Umut YAVUZ
yavuz@yeniasya.com.tr
****Son dönemde ne gibi projelerle uğraşıyorsunuz?
Üç beş aydır bir sinema filmi çekme çabasındayız. İsmi Anka Kuşu. Bu Kültür Bakanlığı'nın desteklediği bir proje. Bir yönetmenin hayatı sorgulayışı konu ediliyor. Son dönemlerde eşyanın arka planını okuma çabaları çok ilgi gören bir konu. Bunun en açık göstergesi son dönemlerde hem dünyada hem Türkiye'de televizyon ve sinema piyasasında yer edinen mistik yapımlardır. Bu film biraz onları çağrıştırıyor. Olayların arka planını irdeleyen bir film. Rüya, hayal ve yaşadığımız hayat aslında üç ayrı salon ve üç ayrı film. Zor bir konu aslında. Hem çok güçlü bir oyunculuk hem çok güçlü bir anlatım istiyor. Bunun yanında Kayserili Allah dostu Hacı Hasan Efendi'nin hayat hikayesinin belgesel filmini çektik. Ayrıca Sonsuz Kare adlı Türk sinemasının sorunların dile getiren bir dergi çıkarıyoruz. Bunun dışında çok çeşitli prodüksiyon çalışmalarını yürütmekteyiz.
****Geçmişteki eserlerinizin geneline baktığımız zaman, karşımıza maneviyatla örülü bir tablo çıkıyor. Bu konseptiniz gelecekte de devam edecek mi?
Sanatçı eserlerinde kendini anlatır. Biz hayata bakarken hep bir şeyi kurcalamaya çalıştık: Hakikat nedir? Gördüğümüz masanın, dağın, taşın hakikati nedir? Elbette bu söylediklerimizin çoğunluğunu idrak edebilecek hale geldik ama asıl bunu hâl planında yaşayarak görmektir önemli olan. Artık bir takım ideolojiler, bir takım dünya görüşleri bizim için çok gerilerde kaldı. Metafizik sancımız ideolojik bir tavırdı. Bu çok önemli bir serüvendi, süreçti. Biz hâl planında da o son noktaya gelene kadar bu sancı devam edecek. Bunu bir takım kelimelere, literatüre, kavramlara dökmek istersek; haliyle İslâm'ı kavradık, en güzel din olduğunu gördük ve filmlerimizde bunu anlatmaya çalıştık. Batının yıllardır taptığı maddenin baktığın zaman görünen, bakmadığın zaman ise görünmeyen bir manyetik dalga boyundan ibaret olduğunun ortaya çıkması da dehşetli bir olaydır. Bu çarpıcılığı da yakalamaya çalıştık. Düşüncede daha da derine gittiğimizde orada bulduğumuz mucizevî gerçekleri "Evraka evraka" diyerek filmelerimize taşımaya çalışmaktayız.
****Ancak günümüz sineması maddenin esiri olmuş durumda, metafizik manada insanlara pek birşey vaadetmediği ortada değil mi?
Sinemanın şöyle genel bir özelliği var; eğlencelik bir metâ olmuş. İnsanlar onunla eğlenmek, oyalanmak istiyor. Filmde ağlatıyorsanız ağlayarak eğleniyor, oyalanıyor. Güldürüyorsanız gülerek eğleniyor, oyalanıyor. Korkuyor, heyecanlanıyor vs... Zamanı hoş geçirme çabası var sadece. Sinema malayani bir uğraş haline gelmiş bir anlamda. Bunu çok da inkâr etmemek gerekir. Tabii ki her esere insanların ilgisini çekecek şekilde bir takım eğlencelik ökseler yerleştirmek gerekiyor. Bunların dışında bazı filmler de insanın hakikatı ile ilgili bazı cümleler sarfediyor. Bunu da iyi pazarlıyorlar. Matrix de olduğu gibi.. Böylelikle o da eğlencelik bir unsur haline getiriliyor ancak bir eseri söyledikleriyle yargılamak lazım. Onların söyledikleri tabii ki bir çok yönüyle çarpık, asıl hakikati bizde var. Dinimizde, kültürümüzde var. Bizim yapmak istediğimiz de bu noktaya dikkat çekmek zaten.
****Yapmak istediğiniz şeyler bağlamında sizin sinemanızın işlevi bu noktada farklılaşıyor değil mi?
Tabii ki, deminden söylediğim gibi günümüz sinema anlayışı son derece basit, sıradan, sadece eğlencelik, ticari kaygılarla yapılan örneklerle dolu. Daha entellektüel konulara yaklaşan sinemalar ise hadiselere maddeci bir açıdan bakan, metafizik bakış açısını hiçbir zaman dikkate almayan bir yapıda. Hem Türkiye'de hem de dünyada İslâm irtica ile örtüştürülmeye çalışılarak, hep dışlanan, yok sayılan, saldırılan bir öge haline getirilmiştir. Dolayısıyla o konuyla ilgilenen sanatçılar da topun ağzındadırlar. Dışlanıyorlar. Tabii ki Türk sinemasına baktığımızda, bu sancıları taşırken hep tek başınıza kalıyorsunuz, sinema bir tarafa din bir tarafa konumuna geliyorsunuz. Ama artık halkımız da bizim vermek istediğimiz mesajlara aç bir durumda, ve bu tür eserlere de çok fazla ilgi göstereceklerdir.
****Şöyle geçmiş yıllara bir baktığımızda yuvarlak olarak 1985 ile 1995 yılları arasında Türkiye'de sinemacılık alanında umut verici gelişmeler olmuş. Bilhassa sizin filmlerinizle sinema yeni bir boyut kazanmıştı. Ancak 95'ten sonraki süreçte birden herşey değişti ve millî, manevî değerleri anlatan filmler yapılmaz oldu. Nitekim siz de 8-9 yıl sinemadan uzak kaldınız, neydi bunun sebebi?
O dönemde sadece tek bir televizyon kanalı vardı o da TRT idi. Daha sonra özel kanallar açıldı ancak henüz yaygınlaşmamıştı. Sinemada da halkın millî ve manevî değerlerini gündeme getiren bir bizler vardık. Bu konuyla ilgilenen kimi muhafazakar işadamlarımız ise bu konudaki boşluğu doldurmamız için, sponsorluklarıyla, maddi imkanlarıyla yardımcı oluyorlardı. Onların bu heyecanıyla sinemada aydınlanma dönemi diyebileceğim bir süreç yaşadık. Tabii o zaman halk da daha ideolojik bir yapıdaydı. Ve değerlerinin sinemada da yansıtılmasını istiyorlardı. Bütün bunlar belli oranlarda bu filmleri ortaya çıkarttı. Minyeli Abdullah, Yalnız Değilsiniz, Sonsuza Yürümek, İskilipli Atıf Hoca gibi filmler bu dönemde çevrildi. Bundan sonra iki önemli devre atlatıldı. Birincisi özel televizyonlar çoğaldı, ikincisi ise mevcut hava dağıldı, dünyayı kurtarma cehdi içinde olan çok idealist muhafazakar işadamlarımız belli makamlara gelince dünyevileşmeye başladılar. Eski idealist tavırları kayboldu. Tam nefsani bir hüviyete büründüler. 'Hizmet etme' kavramı artık onlar için pek birşey ifade etmemeye başladı. Bunun sonucunda ise mevcut hava dağıldı. Özel televizyonlar çıktıktan sonra işadamları sermayelerini bunlara kanalize ettiler. Çünkü burada şov yapma imkânı vardı, daha fazla itibar kazanma ve reklam yapma imkânı vardı. O dönemde idealistliklerini devam ettirenler ise havada kaldılar. Şimdi bu dünyevileşme, bir takım makam hırslarına kapılma, değerlerini hiçbir ahlâkî ve ticarî kaygı gütmeden satabilmek, dini endişeler taşımadan para kazanmak uğruna her türlü ticari ilişkiye girmek gibi birçok menfî durum Türkiye'de yeni bir dönem başlatmıştır. Bu çarka kapılmayanlar da yalnız kaldılar, kenara itildiler. Cemaatler de bu bağlamda çok ihanetlere uğratıldı. Bu süreçte Müslüman için iki tavır gelişti, ya bu akışa uyacaktınız ya da duruşunuzu değiştirmeden bu kara bulutların geçmesini bekleyecektiniz. Biz ikincisini tercih ettik. Ama ortada bir fırtına vardı ve birçoklarını alıp götürüyordu. Biz işte bu süreçte suskun kaldık ancak inşallah bundan sonra birşeyler yapmaya çalışacağız.
****Bu süreçte 28 Şubat postmodern darbesinin de bir payı olduğunu söyleyebilir miyiz?
Yozlaşma sürecini orada başlatmak doğru değil. Orada artık birilerinin sistemli olarak dinî düşünceye karşı tavır alışı vardır. 28 şubat daha çok siyasi bir tavırdır. Fakat benim dediğim yozlaşma Müslümanların kendi içlerindeki yozlaşmadır. Bu çok daha önceleri başlamıştı zaten. Önceki iktidarla başladı, bir takım paralar kazanmakla, makamlara gelmekle başladı. Yoksa bu böyle olmasaydı gelecek olan her baskı, bilakis yangını çok daha fazla büyütürdü. Uyanışı yaygınlaştırırdı. Suyun saflığını çok daha fazla korurdu. Ama su bulanmıştı. Problem bence oradaydı.
****Size 28 Şubat döneminde artık bu tür filmler çevirmeyin denildi mi, herhangi bir baskıyla karşılaştınız mı?
Siyasi baskı olarak soruyorsanız direk bir baskı gelmedi ancak endirekt olarak yolumuza bazı engeller koymak suretiyle baskılar yapılıyordu. Mesela, Kelebekler Sonsuza Uçar filmi televizyonda oynadığı zaman o kanala kapatma cezası veriyorlardı. Ama onun dışında bizim en büyük problemimiz Türk halkının kendi kültürünü ve değerlerini yansıtacak projelerin hareket imkânı bulamayışı, yani sponsor noktasında tıkanmalara maruz kalması diyebilirim. Artık konularına göre eserleri sınıflandırma, budama, ayıklama huyundan vazgeçmeliyiz. Konusu ne olursa olsun önemli olan o işi 24 ayar yapmış olmanızdır. Benim filmimde vereceğim bir mesaj var ise başka yönetmenin de bir takım mesajları vardır. Filminde verecek mesajı olmayan bir yönetmen düşünemiyorum. Filminizde sadece bir duvar gösterseniz bile onun da bir mesajı vardır.
Biz filmlerimizde hiçbirşeyi bir propoganda niyetiyle verme çabasında değiliz. Yani illaki mesajımızı kabul ettirmek gibi bir derdimiz yok. Hayatta yaşanan tripler var ve biz de Müslümanız. Bakış açımız bu bizim. Bunu doğallıkla karşılamak lazım. Eserlerimizde de bu var. Çünkü herşey insanın bakışına göre şekillenir. Amacımız bu farklılıkları sergilemek.
****Bir başörtüsü sorunu üretilmişti ve siz "Yalnız Değilsiniz" adlı film ile bu baskılara tepkinizi ortaya koymuştunuz. Başörtüsü sorunu bitmedi ancak artık sizden de ses çıkmıyor. Neden?
En büyük sebep bence başörtüsünün ideolojik bir tavır gibi algılanması. Başörtüsünü savunması gereken Müslümanlar ise genel olarak bu tür ideolojik tavırlardan kaçma ve bunlarla bir arada olmama çabasını göstermeye başladılar. Haliyle o konunun yeniden ele alınması için böyle bir projenin, böyle bir ortamda destek bulması zor. Eğer finans olarak destek bulabilsek harika projelerimiz var bu soruna çok güzel bir şekilde parmak basabiliriz. Ondan sonra toplum buna sahip çıkıyorsa belki bu sorun çözülebilir. Ancak ortada bir sahiplenmeme var, lakayt kalma var. Zaten bu başörtüsü sorunu olduğu vakit, buna tepki göstermek ve direnmek yerine , çocuklarının başını açan, açtıran veliler de olmuştur.
****O halde başörtülülere 'artık yalnızsınız' mı diyorsunuz?
Başörtüsü sorunu gerçekten bir kor gibi ve kimse bunu eline almak istemiyor. Başörtülüler hâlâ yalnızlar ne yazık ki. Çünkü onlara 'Yalnız Değilsiniz' dediğimiz o dönemde, bu sadece bir temenniydi ancak sonunda onlara 'Yalnızsınız' demek zorunda kaldık...
****Büyük insanların hayatlarını filme almak isteğinizi biliyoruz. Bediüzzaman Hazretleri'nin de hayatı bir film olarak büyük yankı uyandırır. Bediüzzaman'ın hayatını filme almak ister miydiniz?
Türkiye'de yakın tarihimizin üzerinde bir örtü var. Çoğu insan yakın tarihimizde neler olup bittiğini tam olarak bilememektedir. Bediüzzaman Hazretleri de yakın geçmişte yaşamış ancak buna rağmen kıymeti tam anlamıyla bilinmemiş bir zattır. Elbette onun destansı hayatını filme almayı arzu ederim ancak en baştan beri dediğim gibi bu bir finansman meselesidir. Gerekli sponsorlar bulunduğu takdirde olmayacak şey değildir.
Mesut Uçakan Kimdir?
1953 yılında Kırıkkale'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kırıkkale'de tamamladıktan sonra İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu'nu bitirdi. Bir müddet M.T.T.B Sinema Kulübü'nde faaliyet gösterdi (1973-1976) ve sinema yazarlığı da yaptı. "Mutlak Fikir Estetiği ve Sinema" adlı bir dergi çıkardı. Aynı dönemlerde "Türk Sinemasında İdeoloji" isimli incelemesi yayınlandı (1976). Türk sinema piyasasında reji asistanlığı ve senaryo çalışmaları yapan Mesut Uçakan, daha sonra birkaç arkadaşı ile birlikte "Sûr Film"i kurdu. Sonraları çoğunun senaryolarını da kendisinin yazdığı şu filmleriyle seyircinin karşısına çıktı: "LANET" (1979), "RAHMET ve GAZAP" (1982 - Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Yönetmeni Ödülü), "AŞK ve SECDE" (1982), "ÖC" (1984), "SESSİZ ÖLÜM" (1985), "YAPAYALNIZ" (1986), "AHMET HAMDİ TANPINAR" (1986), "KAVANOZDAKİ ADAM" (1987), "ZEYNEPLER ÖLMESİN" (1987), REİS BEY" (1988), "HALININ TÜRKÜSÜ" (1988), "YALNIZ DEĞİLSİNİZ" (1990)
"SONSUZA YÜRÜMEK" (1991) "ASR-I SAADET AKINCILARI (İstanbul Sahabeleri)" (1991), "ÇÖKÜŞ" (1992), "SEVDALARIN ÖLÜMÜ" (1992), "İSKİLİPLİ ATIF HOCA / KELEBEKLER SONSUZA UÇAR" (1993)
"ÖLÜMSÜZ KARANFİLLER" (1995), "ANKA KUŞU" (Yapım Aşamasında).
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır
Son Yazılarım
- Karanlık uçurum
- Dert etme
- Çölde gece
- Aşk insanlar gibi
- Kafaya tek kurşun
- Miras
- Bir erkek bir kadını sevdiğinde
- Gülüyorum
- Antikacı
- GÜNEŞE GİDEN YOL
- GÜNEŞE GİDEN YOL
- Herkes kendi dünyasının kâşifidir
- www.umutyavuz.com
- Tuluyhan Uğurlu ile yaptığım röportaj
- Mesut Uçakan'la yaptığım röportaj
- Soner Arıca ile yaptığım röportaj
- Levent Yüksel ile yaptığım röportaj
- Hayret doğrusu!
- Bu dökülen son kan mı olacak?
- Genç Yaklaşım'la henüz tanışmadınız mı?
- TSK'ya muhtıra gibi cevap!
- Şaşırtıcı rakamlar!
- Endişe etmeyin, tasalanmayın!
- Lavanta kokulu geceleriyle Girne
- Demokrasi Kahvehanesi ve Kıbrıs'ın diğer yüzü
Kategorilerim
Arkadaşlarım
- hbasak
- mansur
- tugbasehri
- beyazkedim
- gezimanya
- aceba35
- figoltx
- benhaladeliyim
- saclariyagmurlukiz
- mutadize
- moviemaker
- beatifulroses
- tugbakbeyinan
- gökben dıvarcı
- zeguimco
- balnihat
- deligece
- albanian4ever
- yinebirgulnihall
- bedish
- koookle
- ihvaninur
- aceba20
- huzundenizi
- akakus